Bir ülkeyi ayakta tutan sadece ekonomisi değildir. Sadece ordusu, polisi ya da adalet sistemi de değildir. Bir ülkeyi asıl ayakta tutan, insanların birbirine ve kurumlarına duyduğu güvendir.
Ne yazık ki bugün Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri tam da budur: Güven.
Son yıllarda peş peşe gelen soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar, toplumun vicdanında derin izler bırakıyor. Halkın büyük umutlarla göreve getirdiği bazı CHP'li belediye başkanları hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturmaları devam ediyor. Kimileri tutuklu yargılanıyor. Elbette hukuk devletinde hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Suçlu olup olmadıklarına bağımsız mahkemeler karar verecektir.
Ancak mesele yalnızca hukuki değildir.
Mesele, toplumun yaşadığı büyük hayal kırıklığıdır.
Vatandaş sandığa giderken değişim istedi. İsrafa son verilsin istedi. Şeffaflık istedi. Temiz yönetim istedi. Eğer ortaya atılan iddialar doğru çıkarsa bunun siyasi faturası yalnızca ilgili isimlere değil, onlara güvenen milyonlarca insana da kesilecektir. Eğer iddialar doğru değilse de, adaletin bunu en kısa sürede ortaya koyması gerekir. Çünkü uzayan her dava, toplumdaki güvensizliği daha da büyütmektedir.
Üstelik tartışmalar yalnızca belediyelerle sınırlı değil.
Çeşitli kamu kurumlarında görev yapan bürokratlar hakkında da zaman zaman ciddi yolsuzluk iddiaları gündeme geliyor. Devletin kaynaklarını koruması gereken insanların, bu tür iddialarla anılması vatandaşın devlete olan güvenini zedeliyor.
Son günlerde Ahbap Derneği'nin kurucusu Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma da kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Hakkında çeşitli mali iddialar ve gözaltı süreci bulunuyor. Kendisi ise suçlamaları reddediyor ve kişisel işlemleriyle Ahbap'ın ilişkilendirilmemesi gerektiğini savunuyor. Soruşturma halen devam ediyor ve bu aşamada kesin bir hüküm vermek mümkün değildir.
İşte tam da bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Biz kime güveneceğiz?
Depremde yardımına koşanlara mı?
Oy verip göreve getirdiklerimize mi?
Devleti yöneten bürokratlara mı?
Siyasetçilere mi?
Yoksa artık kimseye mi?
Toplumun en tehlikeli kırılma noktası, insanların "Artık kimseye güvenmiyorum." demeye başlamasıdır.
Çünkü güven kaybolduğunda sadece siyaset zarar görmez.
Yardım kampanyalarına yapılan bağışlar azalır.
İhtiyaç sahipleri zarar görür.
Dürüst siyasetçiler de zan altında kalır.
İşini namusuyla yapan bürokratların emeği de değersizleşir.
Her yeni haber, "Acaba bunda da bir şey mi var?" kuşkusuyla karşılanmaya başlanır.
İşte bu, bir toplum için ekonomik krizden bile daha ağır bir tablodur.
Bu nedenle soruşturmaların eksiksiz yürütülmesi kadar, adil ve hızlı sonuçlandırılması da büyük önem taşıyor. Suçu olan cezasını çekmeli; hakkında haksız iddia bulunanlar ise gecikmeden aklanmalıdır. Çünkü adaletin gecikmesi de, adalet kadar toplumsal güveni yaralar.
Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; yeni sloganlar değil, yeniden inşa edilmiş bir güven duygusudur.
Vatandaş artık nutuk değil, örnek görmek istiyor.
Şeffaflık istiyor.
Hesap verebilirlik istiyor.
Ve en önemlisi, güvenmek istiyor.
Çünkü güvenini kaybeden bir toplum, geleceğe umutla bakamaz.
Yıllardan beri arıyoruz
Adamın biri kahvehaneye girer.
— Güvenilir birini arıyorum, der.
Herkes birbirine bakar.
Bir süre sessizlik olur.
En yaşlı adam ayağa kalkar.
— Bulursan bana da haber ver evlat... Ben de yıllardır arıyorum.