YALOVA’DA DEPREM TARTIŞMASI! HOCALAR, ARTIK BİR KARAR VERİN!
BİR GÜN “RİSK YOK”, BİR GÜN “7 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM OLABİLİR”! YALOVA HALKI KİME İNANACAK?
Yalova’da deprem konuşuluyor. Hem de öyle böyle değil!
Bir açıklama geliyor, vatandaş rahatlıyor. Başka bir açıklama geliyor, endişeler yeniden başlıyor. Bir gün Yalova ve Çınarcık hattında yakın vadede büyük deprem beklenmediği söyleniyor, başka bir gün Güney Marmara’daki bir fayın kırılması durumunda 6,5 ila 7 büyüklüğünde deprem meydana gelebileceği gündeme taşınıyor.
Peki, vatandaş ne yapsın?
Bir açıklamaya inanıp hayatına devam mı etsin, yoksa diğer açıklamayı okuyup yeniden kaygıya mı kapılsın?
Hadi artık bir karar verin!
Burada sözünü ettiğimiz şey sıradan bir tartışma değil. Yalova’nın deprem güvenliği, insanların evleri ve canları söz konusu.
Elbette bilim insanları farklı düşünebilir. Bilim, tartışmayla gelişir. Yeni veriler ortaya çıktığında görüşler değişebilir. Ama o zaman da kamuoyuna açıkça anlatılması gereken bir şey vardır: Görüş neden değişti, hangi veri değişti, hangi faydan söz ediliyor?
Yalova halkı bu soruların cevabını hak ediyor.
ÜŞÜMEZSOY’UN AÇIKLAMALARINDAKİ DİKKAT ÇEKEN FARK
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un açıklamalarını tarihleriyle ele alalım.
30 Ekim 2025’te Yalova Gazetesi’nde yayımlanan haberde Üşümezsoy, Teşvikiye–Esenköy–Bozburun hattının kırılması durumunda 6,5 ila 7 büyüklüğünde deprem meydana gelebileceğini söylüyordu. Aynı açıklamada, Yalova’yı da ilgilendiren Güney Marmara faylarına dikkat çekiyordu.
Ancak 18 Kasım 2025’te Yalova Hayat’ta yayımlanan açıklamasında bu kez “Tesisat var, cereyan yok” benzetmesini kullandı. Fayın fiziksel olarak mevcut olabileceğini, fakat kendisine göre büyük bir depremi tetikleyecek yeterli gerilimin bulunmadığını savundu.
5 Aralık 2025’te Sözcü TV’de yaptığı değerlendirmede de benzer bir ayrım ortaya koydu: Esenköy–Bozburun hattının geometrik özellikleri bakımından 6,5 büyüklüğünde deprem üretme kapasitesi olabileceğini, ancak gerekli enerjinin birikmediğini ileri sürdü.
Bu açıklamaları yan yana koyduğumuzda bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor.
Bir fayın 6,5 büyüklüğünde deprem üretebilecek kapasitede olması, o depremin yakın zamanda gerçekleşeceği anlamına gelmez. Üşümezsoy’un sonraki açıklamaları da esas olarak bu ayrıma dayanıyor.
Fakat tam da bu nedenle kamuoyuna yapılan açıklamalarda daha dikkatli bir dil kullanılmalı.
“Yedi büyüklüğünde deprem olabilir” denildiğinde vatandaş bunun yakın zamanda beklenen bir deprem mi, yoksa fayın teorik kapasitesine ilişkin bir senaryo mu olduğunu bilmek ister.
“Risk yok” denildiğinde de hangi fay için, hangi zaman aralığında ve hangi bilimsel verilere dayanarak bu sonuca varıldığının açıklanmasını bekler.
Sayın Üşümezsoy, mesele yalnızca ne söylediğiniz değil, vatandaşın söylediklerinizden ne anlamak zorunda kaldığıdır!
OSMAN BEKTAŞ NE DİYOR? YAVAŞ KAYMA, BÜYÜK DEPREMİN HABERCİSİ Mİ?
Prof. Dr. Osman Bektaş’ın değerlendirmeleri ise başka bir konuya odaklanıyor.
Bektaş, 2016’daki 4,4 büyüklüğündeki Yalova depremi çevresinde gözlenen mikrodeprem hareketliliğine ve yaklaşık 50 gün sürdüğü belirtilen deformasyon sinyaline dikkat çekiyor. Bu bulguların, daha önce yayımlanmış bir araştırmada Çınarcık Fayı’ndaki yavaş kayma olasılığıyla ilişkilendirildiğini aktarıyor.
Ekim 2026’da Yalova açıklarında meydana gelen 3,5 ve 2,9 büyüklüğündeki depremlerin de bu açıdan incelenmesi gerektiğini söylüyor.
Peki, bu açıklama ne anlama geliyor?
Yavaş kayma, fayın bazı bölümlerinde hareketin ani ve büyük bir kırılma yerine daha yavaş gerçekleşmesi olasılığıdır. Ancak bu tür bir hareketin varlığı, tek başına büyük bir depremin yaklaştığını kanıtlamaz. Bunun ortaya konulabilmesi için sismolojik kayıtların, yer hareketi ölçümlerinin ve diğer bilimsel verilerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla Bektaş’ın değerlendirmesini “Yalova’da büyük deprem kesin geliyor” diye sunmak da yanlış olur.
Ancak bu araştırılması gereken hareketliliği görmezden gelmek de doğru değildir.
Bektaş’ın açıklamalarıyla Üşümezsoy’un görüşleri arasındaki farkı anlamak için şu soruların yanıtlanması gerekiyor: İki uzman aynı fay kesiminden mi söz ediyor? Aynı bilimsel verileri mi değerlendiriyor? Biri mevcut gerilim durumunu, diğeri fayın hareket biçimini mi tartışıyor?
Bunlar açıklığa kavuşmadan iki bilim insanının birbirini doğrudan çürüttüğünü söylemek mümkün değil.
Fakat kamuoyunun önünde duran sorular ortada.
ASIL MESELE: FAYIN KAPASİTESİ Mİ, BUGÜNKÜ GERİLİM Mİ?
Deprem tartışmasının düğüm noktası burada.
Bir fayın belirli büyüklükte deprem üretme potansiyeli başka, bugün üzerinde ne kadar gerilim biriktiği başka, depremin ne zaman gerçekleşeceği ise bambaşka bir konudur.
Bunların birbirine karıştırılması, vatandaşa yanlış bir güven duygusu da verebilir, gereksiz korku da yaratabilir.
Üşümezsoy, belirli fay kesimlerinde gerekli gerilimin bulunmadığını savunuyor. Bektaş ise Çınarcık Havzası’ndaki hareketliliğin ve yavaş kayma ihtimalinin araştırılmasını istiyor.
Bu iki yaklaşımın hangi noktalarda örtüştüğünü ve nerelerde ayrıştığını göstermek, bilim insanlarının ve konuyla ilgili araştırmacıların görevidir.
Benim eleştirim, bilim insanlarının farklı görüşlere sahip olmasına değil; bu farklılıkların açık ve anlaşılır biçimde ortaya konulmasına duyulan ihtiyaca yöneliktir.
Çünkü Yalova halkı her yeni açıklamada baştan sona yeni bir deprem senaryosuyla karşılaşmak istemiyor.
Hadi artık bir karar verin! En azından hangi faydan, hangi veriden ve hangi zaman aralığından söz ettiğinizi açıkça anlatın!
YALOVA MERKEZ İÇİN KİM, NEYE GÖRE KONUŞUYOR?
Bir başka önemli mesele de şu: Yalova’nın tamamını tek bir fay hattından ibaretmiş gibi değerlendirmek doğru değil.
Yalova merkez, Çınarcık, Esenköy, Teşvikiye ve Armutlu aynı coğrafi bölgede bulunsa da faylara uzaklık, zemin özellikleri ve yapı stokunun durumu bakımından farklı koşullara sahip olabilir.
Bu nedenle bir fay kesimi hakkında yapılan değerlendirme, otomatik olarak Yalova’nın her mahallesi için aynı sonucu vermez.
Yalova merkez açısından vatandaşın bilmesi gerekenler açık:
Kentin hangi bölgelerinde zemin koşulları nedeniyle özel inceleme gerekiyor? Mevcut yapı stokunun deprem dayanıklılığı hangi verilerle değerlendiriliyor? Riskli yapıların tespiti ve güçlendirilmesi konusunda hangi çalışmalar yapılıyor? Olası bir depremde ulaşım, sağlık hizmetleri ve acil müdahale nasıl sağlanacak?
Bu soruların cevapları, yalnızca fayın ne zaman kırılacağına ilişkin tartışmalardan çok daha somut ve uygulanabilir sonuçlar doğurur.
Bir uzman yakın vadede büyük deprem beklemediğini söyledi diye yapı denetiminden vazgeçemeyiz. Başka bir uzman 7 büyüklüğünde deprem senaryosundan söz etti diye de kesin bir felaket beklentisi oluşturamayız.
Yapılması gereken, bilimsel belirsizlikleri kabul ederken hazırlıkları geciktirmemektir.
BİLİM İNSANLARINA AÇIK ÇAĞRI: VERİLERİ ORTAYA KOYUN!
Buradan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’a ve Prof. Dr. Osman Bektaş’a açık bir çağrıda bulunuyorum.
Üşümezsoy, 6,5–7 büyüklüğündeki deprem potansiyelinden söz ederken hangi fay geometrisini ve hangi bilimsel çalışmaları esas aldığını ayrıntılı biçimde açıklamalı. “Yeterli gerilim yok” değerlendirmesinin hangi ölçümlere ve modellere dayandığı da ortaya konulmalı.
Bektaş ise yavaş kayma olasılığına ilişkin yorumunun hangi gözlemlerle desteklendiğini, bu bulguların hangi sonuçlara izin verdiğini ve hangi sonuçlara izin vermediğini açıkça anlatmalı.
İki uzman aynı fay kesiminden söz ediyorsa, görüşlerinin nerede ayrıştığı bilimsel veriler üzerinden gösterilmeli. Farklı kesimlerden söz ediyorlarsa bunun altı çizilmeli.
Yeni bilimsel veriler eski değerlendirmeleri değiştiriyorsa, bunun gerekçesi de kamuoyuyla paylaşılmalı.
Bunları istemek kimseye haksızlık değildir. Bilim insanlarını susturmak da değildir.
Tam tersine, bilimsel açıklamaların toplumun anlayabileceği biçimde sunulmasını istemektir.
YALOVA KORKU DEĞİL, AÇIKLIK İSTİYOR!
Yalova’nın deprem gerçeği, bir gün rahatlatan, ertesi gün endişelendiren başlıklara sıkıştırılamaz.
Üşümezsoy’un fayın mevcut gerilim durumuna ilişkin değerlendirmesiyle Bektaş’ın yavaş kayma ihtimaline ilişkin yorumu, aynı soruya verilmiş iki basit ve zıt cevap değildir. Aralarında bilimsel açıdan önemli farklar bulunabilir.
Ancak bu farkların vatandaşın anlayacağı biçimde anlatılması gerekir.
Yalova halkı şunu bilmek istiyor: Hangi faydan söz ediliyor? Deprem üretme kapasitesi mi anlatılıyor, yakın vadeli bir beklenti mi? Hangi veriler mevcut, hangi konular hâlâ belirsiz?
Bunların cevabı verilsin.
Hadi artık bir karar verin! Bilimin bütün soruları bugün cevaplamasını beklemiyoruz. Ama açıklamaların ne anlama geldiğinin açıkça ortaya konulmasını bekliyoruz.
Çünkü mesele bir uzmanın haklı çıkması, diğerinin yanılması değil. Mesele Yalova’da yaşayan insanların can güvenliği.
Yalova’nın ihtiyacı ne sahte güvence ne de bilimsel temeli belirsiz korku senaryolarıdır.