Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

“Sokakta Gülücük, Ekranda Belgeler”

Yazının Giriş Tarihi: 16.05.2026 07:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.05.2026 07:53

“Sokakta Gülücük, Ekranda Belgeler”

Türkiye’de siyaset uzun yıllardır sert tartışmaların gölgesinde ilerliyor. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, artık sadece partileri değil, vatandaşın devlete ve siyasete olan güvenini de doğrudan etkiliyor. Özellikle hemen her gün televizyonlarda, internet sitelerinde ya da sosyal medyada CHP’li belediyelerle ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddiaları, kamuoyunda ciddi bir algı oluşturmuş durumda.

Bir kesim bu operasyonların ve haberlerin gerçek olduğunu, devletin görevini yaptığını düşünüyor. Diğer kesim ise bunun siyasi bir operasyon olduğunu savunuyor. Muhalefete yakın çevreler, “iktidar yargıyı kullanarak rakibini yıpratıyor” derken; iktidara yakın kesimler ise “kim suç işlediyse hesabını vermeli” görüşünü savunuyor.

Fakat burada asıl dikkat çekici olan nokta başka…

Vatandaş artık sadece “kim haklı” sorusunu değil, “neden bazıları hiç incelenmiyor?” sorusunu da yüksek sesle sormaya başladı.

Muhalefet cephesi yıllardır özellikle eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı dönemine ilişkin tartışmaları gündeme getiriyor. “Madem yolsuzlukla mücadele ediliyor, neden geçmiş dönem iktidar belediyeleri de aynı sertlikte soruşturulmuyor?” sorusu toplumun önemli bir bölümünde karşılık buluyor. Çünkü adalet duygusu, sadece suçlunun cezalandırılmasıyla değil; herkesin eşit şekilde denetlenmesiyle güçlenir.

Tam da bu noktada Türkiye’de büyük bir güven bunalımı ortaya çıkıyor.

CHP, yarım asrı aşkın süredir tek başına ülke yönetiminde olmayan bir parti. Buna rağmen son yerel seçimlerde büyükşehirlerde elde ettiği başarı, toplumda yeni bir siyasi denge oluşturmuştu. Ancak arka arkaya gelen yolsuzluk iddiaları, bu yükselişin üzerine ciddi bir gölge düşürüyor. Özellikle kararsız seçmen açısından mesele artık sadece ideoloji değil; “temiz yönetim” beklentisi haline dönüşmüş durumda.

Öte yandan iktidar partisinin belediyeleriyle ilgili kamuoyuna yansıyan soruşturma sayısının oldukça sınırlı olması da “çifte standart” eleştirilerini büyütüyor. İnsanlar doğal olarak şunu düşünüyor:

“Bu ülkede gerçekten sadece bir taraf mı hata yapıyor?”

İşte tam burada devlet kurumlarının şeffaflığı ve bağımsızlığı hayati önem taşıyor. Çünkü adalet, sadece uygulanınca değil; herkese eşit uygulandığına toplum ikna olunca anlam kazanır.

Bugün gelinen noktada vatandaşın büyük bölümü ne televizyon ekranlarına tam güveniyor ne de sosyal medyadaki siyasi propagandalara. Herkes kendi görüşüne yakın kaynağa inanıyor. Bu da toplumdaki kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor.

Oysa Türkiye’nin ihtiyacı olan şey çok açık:

Siyasi kimliği ne olursa olsun, belediye başkanı da olsa, bürokrat da olsa, iktidar ya da muhalefet fark etmeksizin herkesin aynı hukuk terazisinde tartılması.

Çünkü güven kaybolduğunda sadece partiler değil, demokrasinin kendisi zarar görür.

Siyasetin Yeni Sahası: Sokak mı, Sosyal Medya mı?

Türkiye siyaseti uzun yıllar meydanlar, televizyon ekranları ve parti teşkilatları üzerinden yürüdü. Ancak artık oy veren kitle sadece miting alanında değil; cep telefonunun ekranında şekilleniyor. İşte tam bu noktada bazı siyasetçiler öne çıkmaya başladı. Son dönemde bunun en dikkat çekici örneklerinden biri de Turan Çömez oldu.

Çömez’in özellikle sosyal medyada belge paylaşımı üzerinden yürüttüğü muhalefet dili ciddi yankı oluşturuyor. Sert ama doğrudan bir üslup kullanması, konuşmalarını belge ve rakamlarla desteklemesi, iktidarı savunan seçmende bile “acaba?” duygusu yaratabiliyor. Türkiye’de seçmenin önemli bir kısmı artık uzun siyasi nutuklardan çok; kısa videolar, belgeli iddialar ve hızlı bilgi akışıyla etkileniyor.

Bugün siyasette yeni güç unsuru şu:

“Algıyı kim daha hızlı yönetiyor?”

Eskiden televizyona çıkamayan siyasetçi görünmez olurdu. Şimdi ise sosyal medyayı etkili kullanan bir milletvekili, bazen ana akım medyadan daha fazla gündem oluşturabiliyor. Turan Çömez’in yükselişi biraz da bu dönüşümün sonucu.

İYİ Parti açısından bakıldığında ise durum daha kritik. Yerel seçim sonrası muhalefet dengeleri yeniden kurulurken parti uzun süre kimlik bunalımı yaşadı. Bir tarafta milliyetçi damar, diğer tarafta merkez sağ arayışı arasında gidip gelen bir görüntü oluştu. Ancak son dönemde özellikle bireysel çıkış yapan isimler partiyi yeniden görünür hale getiriyor.

Peki İYİ Parti gerçekten Türkiye’nin üçüncü partisi olabilir mi?

Bu ihtimal tamamen imkânsız değil. Çünkü Türkiye’de ciddi bir “kararsız ve kırgın seçmen” kitlesi oluşmuş durumda. Ekonomiden bunalan, mevcut iktidara tepki duyan ama CHP’ye de tam yakın hissetmeyen seçmen alternatif arıyor. İYİ Parti bu boşluğu doldurabilirse yükseliş yaşayabilir.

Ama burada önemli bir detay var:

Türkiye’de bireysel parlayan siyasetçi ile kurumsal büyüyen parti aynı şey değil.

Bugün Turan Çömez’in sempati toplaması doğrudur. Ancak bunun kalıcı siyasi güce dönüşmesi için:

Partinin ortak bir dil oluşturması, ekonomik çözüm sunması, saha organizasyonunu büyütmesi,

Sadece eleştiren değil güven veren bir çizgi kurması gerekir.

Yine de şu net:

Türkiye’de siyaset yeniden hareketleniyor. Sokakta başka bir mücadele, sosyal medyada başka bir mücadele yaşanıyor. Ve artık bazen bir milletvekilinin attığı tek bir video, saatler süren televizyon programlarından daha fazla etki oluşturabiliyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.