SİYASETTE, LİDERLİK MEZARA KADAR OLMAMALI…
Türk siyasetini geriye doğru inceden inceye taradığımızda, gerek liderlerin, gerekse kendisine, parti içinde liderliğine payanda olanların yıllar boyu, sandalyelerini kaybetmeme savaşı verdiği görülebilmektedir.
TBMM lisinin oluşturulmasında, durmadan,
Gençlerin ön plana çıkarılması, kadın vekillerin yüzdelerinin arttırılması gerekliliği vurgulanmakta,
Uygulamaya sıra geldiğinde, Sınır KOYULMASINA sanki inceden inceye dikkat edilmektedir.
Yani; bazen siyasetin gereği olan politik davranış ve düşünce bu hususta bütün partilerde özenle korunmaya çalışıldığı gözden kaçmamaktadır.
Parti ideallerinin, dejenere edilmemesi, konulan hedeflere varılması konusunda, belki de bu dikkat bazen gerekli olabilmektedir.
Ancak, yıllarca süregelen siyaset içinde liderler ve partinin idealist kadroları, partilerine lider yetiştirme konusunda da istekli görünmedikleri de gözden kaçmamaktadır.
Partinin başına gelenler veya mevcutlar, iki, üç hatta devamlı Seçim kaybeden, seçmenin tercihini kazanamayanlar, liderlikte ısrar etmekte, partisine gönül vermiş kadroların, partisinden soğuyup kopmak suretiyle kendilerine siyasi alan arayışlarına geçmekte,
İrili ufaklı, benzer siyasi ideolojilerle partiler kurulmakta, seçmen açısından kafa karışıklığı yarattığı gibi, Türkiye Cumhuriyeti siyasetinin istikrarsızlaşmasına sebep olmaktadır.
Hele hele mevcut siyasi partiler kanunu ve uygulanan sistemde, Liderlerin tek adamlılığını sağlayacak yöntemlerle,
Her şeye rağmen ben partinin başı olacağım hırsı ile, hem partiye, hem Türk siyasetine zarar verilmektedir.
Tabi birinci öncelik;
Yasal olarak bu uygulamaların yapılamaması,
Siyasi partiler mezarlığı haline dönüşen Türk siyaset sahnesinin mevcut sebeplerinin ortadan kaldırılması,
MEVCUT SEÇİM KANUNU’nun mutlaka değiştirilmesi ile, parti kurmanın zorlaştırılmasının yanında, LİDERLİK SULTASININ önüne geçmek için, parti içi demokrasinin en iyi şekilde işletilmesi için birçok yasal düzenlemenin yapılması gerekliliği izahtan varestedir.
İyi irdelendiğinde görüleceği gibi, parti kurmak, her şeye rağmen siyasi yaşamını DEVLET ten alacağı yardıma, dayandırıp sürgit siyasi düşünce kargaşalığı yaşanmasına sebep olan bilhassa, Devlet yardımı’ NIN % 3 OY BARAJI ile sınırlandırılmasının da çare olmadığı, olamadığı açıkça görülmektedir.
Dernek kurmakla, Siyasi parti kurmak farklı olmalıdır.
Burada kişilerin düşünce fikir hürriyetlerinin sınırlandırılması olarak, algılanmamalı, ancak Siyasi parti kurmak ta bürokrasi bakımından kolay olmakla birlikte, yaşamını sürdürebilmesi, Devlet yardımına müstahak olma sınırının oy yüzdesi ile değil, TBMM sine en az 5/10 vekil sokabilmesine bağlanabilir.
Zira Parti kurmanın amacı, TBMM sinde sesini duyurabilmek, parti ideallerini savunmak olmalıdır.
Bu amaca ulaşamayanın Devletten yardım alması ne kadar müstahaktır.
Bu aşamayı başaramayan parti, herhangi bir STK gibi hayatına devam edebilir.
Zira esas amacı İllegal olan,
T.C. Devleti ve Milleti aleyhine yürütmek istediklerini, Siyaseti kullanarak yapmak isteyenlere,
Devlet niye yardım yapsın.
Bunun Bireysel düşünce ve fikir özgürlüğünü sınırlayan bir husus olarak görülmesi, Maksadın kötüye kullanılmasının yanında bir hiçtir.
İşin temeli, Partilerde seçim kazansın kazanmasın sistemden istifade etmesi ile liderlikte ısrar edilmesinin yanında, parti lider ve yöneticilerinin eskimiş yaşlı liderlerden ayıklanması Türk Siyasetinin acil ihtiyacıdır.
Hala hele geçmişin bakanı, Milletvekili olmakla övünüp
Çağın gerisinde kalmış MİLLETVEKİLİ dinozorlarının durmadan siyasi sahnede yer almak için çırpınmaları da Türk siyasetini dejenere etmektedir.
Artık, eskiler, yaşlı siyasetçiler,
Arka planda kalıp, gerçekten idealistlerse,
Mensubu olduğu siyasi partinin AKSAÇLILARI olarak gençlerin danışmanları pozisyonunda, ideallerine hizmet vermeyi bir şekilde öğrenmelidir.
Ancak şahsi EGO ları bu doğru kararların önünü kesmekle,
Hem siyaseten, geçmişten üzerlerinde kalan itibarlarını yerle bir etmekte, hem de Türk siyasetine zarar vermektedirler.
En önemlisi de,
Genç siyasetçilerin önünü kesmekte,
Türkiye’nin geleceğini,
FİKİR VE DÜŞÜNCE olarak genç beyinlere, fikir ve düşünce sahiplerine terk etmeyerek, Yazımın başında söylediğim gibi, gerçekte, gençlere ve kadınlara siyasette SÖZDE verdikleri önem bakımından samimi olmadıkları gözlemlenmektedir.