Bir siyasetçinin vatandaş tarafından sürekli takip edilmesi, kolundan çıkılıp ısrarla konuşulmak istenmesi elbette kolay bir durum değildir.
İnsanın sabrını zorlayabilir.
Hele kalabalığın ortasında, korumaların ve çevredeki insanların bulunduğu bir ortamda, aynı kişinin peş peşe konuşmaya devam etmesi siyasi parti genel başkanı açısından ciddi bir baskı oluşturabilir.
Dolayısıyla Özgür Özel'in o görüntüde neden gerildiğini anlamak zor değil.
Fakat mesele tam da burada başlıyor.
Siyasetçinin sabrı nereye kadar?
Vatandaşın ısrarı hangi noktada “hak arama” olmaktan çıkıp “rahatsız etme”ye dönüşüyor?
Ve daha önemlisi...
Siyasetçi, böyle bir durumda öfkesini nasıl yönetmeli?
Bence tartışılması gereken asıl mesele bu.
Çünkü vatandaşın da sınırı var, siyasetçinin de.
Vatandaş, seçtiği veya desteklediği siyasetçiye ulaşmak, derdini anlatmak isteyebilir. Fakat karşısındaki insanın istemediğini açıkça belli ettiği halde kolundan çıkıp peşinden gitmeye devam etmek de doğru bir davranış değildir.
Siyasetçiden anlayış bekliyorsak, vatandaştan da ölçü beklemek zorundayız.
Ancak bunun karşılığında siyasetçinin de makamının ağırlığını koruması gerekir.
Özgür Özel bugün yalnızca Özgür Özel değildir.
YENİ Parti Genel Başkanı'dır.
Dolayısıyla milyonlarca insanın izlediği bir görüntüde verdiği tepki, kişisel bir tartışmanın ötesine geçer.
İşte burada siyasetçiye biraz daha fazla sorumluluk düşüyor.
“Ben de insanım” demek yetmez
Elbette siyasetçiler de insandır.
Onların da sinirlendiği, yorulduğu, bunaldığı, tahammülünün tükendiği anlar olabilir.
Kimse bir genel başkanın robot gibi davranmasını bekleyemez.
Ancak siyasetçi olmanın bedellerinden biri de budur.
Sıradan vatandaşın kaldırmak zorunda olmadığı bir yükü, siyasetçi makamı nedeniyle taşımak zorundadır.
Çünkü vatandaşın öfkesi bazen ağır olabilir.
Sorusu bazen rahatsız edici olabilir.
Israrı bazen haddini aşabilir.
Ama siyasetçinin buna vereceği cevap, kendisinin siyasi kültürünü gösterir.
Vatandaş da “Ben istediğimi yaparım” diyemez
Burada vatandaş tarafını da masumlaştırmamak gerekiyor.
Bir siyasetçinin yanına gidip derdini anlatmak başka şeydir.
Siyasetçi uzaklaşmaya çalışırken kolundan çıkıp peşinden gitmek ve ısrarı sürdürmek başka şeydir.
Demokrasi, yalnızca siyasetçinin vatandaşa tahammül etmesi değildir.
Vatandaşın da karşısındaki insanın sınırlarına saygı göstermesidir.
Bugün sosyal medyada herkes görüntünün yalnızca bir tarafına bakıp hüküm verebilir.
Kimisi “Özgür Özel vatandaşa neden böyle davranıyor?” diyecek.
Kimisi de “Vatandaş neden adamın peşini bırakmıyor?” diyecek.
Aslında ikisinin de üzerinde düşünmesi gereken bir gerçek var:
Siyasette de toplumda da karşılıklı saygı olmadan demokrasi kültürü gelişmez.
Öfkenin sebebi anlaşılabilir, üslup yine de tartışılabilir
Benim açımdan bu görüntünün en doğru okuması şudur:
Vatandaşın ısrarı Özgür Özel'in öfkelenmesini anlaşılır hale getiriyor. Fakat öfkelenmenin anlaşılır olması, verilen tepkinin her biçiminin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
İkisini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Vatandaş haddini aşmış olabilir.
Özgür Özel de sinirlenmiş olabilir.
Ama siyasi olgunluk, tam da insanın sinirlendiği anda ortaya çıkar.
Çünkü kolay olan sakin insanlara karşı sakin olmaktır.
Zor olan, sabrınızı tüketen insan karşısında bile kontrolü kaybetmemektir.
Özgür Özel'in de, kendisine ulaşmaya çalışan vatandaşın da bu görüntüden çıkaracağı bir ders var.
Vatandaş için:
Israrın da bir sınırı vardır.
Siyasetçi için:
Öfkenin de bir sınırı olmalıdır.
Ve belki de bu görüntünün bize anlatması gereken en önemli şey şudur:
Demokrasi, yalnızca konuşma hakkı değildir; karşımızdakinin “artık yeter” dediği noktada durabilme kültürüdür.
Temel ile Dursun ve Siyasetçi
Temel ile Dursun bir gün meydanda bir siyasetçinin vatandaşlarla konuştuğunu görmüş.
Temel hemen yanına gitmiş, siyasetçinin kolundan tutup:
— Başkanum, sana bir şey soracağum!
Siyasetçi:
— Sor kardeşim.
Temel başlamış anlatmaya. Siyasetçi cevap vermiş. Temel başka soru sormuş. Sonra bir tane daha...
Bir süre sonra siyasetçi:
— Temel, tamam artık. Gitmem lazım.
Temel peşinden:
— Ama başkanum, daha bitmedi!
Siyasetçi biraz sinirlenmiş:
— Temel, yeter! Bırak peşimi!
Temel yine peşinden gitmiş.
Dursun uzaktan bakıp dayanamamış:
— Ula Temel, adam sana git diyor, niye hâlâ peşinden gidiyisun?
Temel durmuş, Dursun'a bakmış:
— Ula Dursun, ben vatandaşum. Benim işim sormak!
Dursun:
— Peki adamın işi ne?
Temel kafasını sallamış:
— Onun da işi cevap vermek... Ama belli ki ikimizin de sabrı sınırlı! ????