Eskilerin bir sözü vardır; "Kokar, mokar… Tok tutar."
Yani kusuruna bakma, işini görsün yeter.
Ama konu Yalova'nın sahili olunca bu anlayış işlemiyor. Çünkü burada mesele mide değil, nefes almak.
Yalova'nın vitrini neresi diye sorsanız, hiç kuşkusuz ilk akla gelen yerlerden biri sahil bandı ve Şiir Yolu olur. Her gün binlerce insanın yürüdüğü, nefes aldığı, misafirlerin ilk gördüğü bu güzellik ne yazık ki yıllardır aynı sorunla anılıyor: Ağır koku.
Bu koku yeni değil.
Ne bu yaz başladı ne de ilk kez hissediliyor. Yıllardır aynı dere yatağından yükselen kötü koku, yaz sıcaklarının artmasıyla birlikte yeniden dayanılmaz hale geliyor. Her yıl aynı şikâyetler dile getiriliyor, her yıl aynı rahatsızlık yaşanıyor. Değişen ise sadece takvim yaprakları oluyor.
Son günlerde yayımlanan deniz suyu analizlerinde Yalova genelindeki plajların büyük bölümünün "iyi" kalitede olması sevindirici. Ancak Merkez'deki Akasya Park Plajı ile Mavi Bayraklı Kocadere Plajı'nın "orta" kalite seviyesinde yer alması ister istemez çevre sorunlarını yeniden gündeme taşıdı.
Bunun üzerine bir de Şiir Yolu'ndaki ağır koku eklenince vatandaşın aklına tek soru geliyor:
Bu koku neden hâlâ çözülemiyor?
Vatandaşların işaret ettiği nokta, Uygulama Oteli'nin yanından geçerek denize ulaşan dere. Özellikle sıcak havalarda derenin yatağında biriken çamur ve organik atıkların kokuyu artırdığı ifade ediliyor.
Üstelik belediyenin "ördek ve martıları beslemeyin" uyarı levhalarına rağmen dereye atılan ekmek ve çeşitli gıda atıkları da kirliliği besleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Doğa sevgisi adına yapılan bilinçsiz davranışların, aslında doğaya zarar verdiğini görmek gerekiyor.
Bunun yanında, kamuoyunda uzun zamandır dile getirilen kaçak kanalizasyon deşarjı olduğu yönündeki iddialar da var. Bu iddiaların doğruluğu ancak ilgili kurumların yapacağı teknik incelemelerle ortaya konulabilir. Eğer böyle bir durum yoksa kamuoyuna açıkça anlatılmalı; varsa da gereği gecikmeden yapılmalıdır.
Asıl mesele ise sorumlunun kim olduğu tartışması değildir.
Vatandaş için önemli olan, derenin DSİ'nin mi, belediyenin mi ya da başka bir kurumun mu görev alanında olduğu değil; kokunun ortadan kaldırılmasıdır. Kurumlar kendi aralarında görev paylaşımını elbette bilir. Ancak vatandaş sonuç görmek istiyor.
Yıllardır aynı dere, yıllardır aynı koku...
Bu görüntü Yalova'ya yakışmıyor.
Yaz aylarında binlerce kişinin kullandığı, turistlerin uğradığı, kentin vitrinini oluşturan sahil bandında ağır kokuların konuşulması yerine, temiz denizi ve tertemiz sahili konuşuyor olmalıydık.
Artık bu mesele geçici temizliklerle değil, kalıcı çözümlerle ele alınmalı. Dere yatağında biriken çamur temizlenmeli, kokuya neden olan etkenler bilimsel olarak tespit edilmeli, varsa kirlilik kaynakları ortadan kaldırılmalı ve kamuoyu şeffaf bir şekilde bilgilendirilmeli.
Çünkü Yalova'nın yıllardır süren bu koku sorununu konuşmaktan yorulan vatandaşın beklentisi çok basit: Temiz bir dere, temiz bir sahil ve nefes alınabilen bir Yalova.
Adamın biri burnunu tutarak pazardan geçiyormuş.
Bir arkadaşı sormuş:
— Hayırdır, niye burnunu kapatıyorsun?
Adam gülümsemiş:
Kokuya alışmayayım diye...
Arkadaşı şaşırmış: Burnunu kapatınca koku gider mi?
Adam cevap vermiş: Gitmez ama görmezden gelenler gibi yaşamayı öğrenirim!
Şiir Yolu'ndaki dere de yıllardır aynı kokuyu yayıyor. Koku gitmiyor ama galiba bazıları artık duymamayı tercih ediyor. Oysa vatandaşın burnu hâlâ çalışıyor...
Ya da daha sert bir taşlama:
KOKAR MOKAR...
Temel ile Dursun dere kenarında oturuyormuş.
Temel burnunu kapatmış.
Dursun sormuş:
Ne oldu?
Temel cevap vermiş: Dere kokuyor.
Dursun omuz silkip demiş ki: Boş ver... Kokar mokar, alışılır.
Temel ise son sözü söylemiş: Alışan biz olmayalım da, kokuyu çıkaranlar alışsın temizlemeye...