Yalova’nın Altınova ilçesinde tam 472 hektarlık alanın “Yatırım Alanı” ilan edilmesi süreci öyle bir başlatıldı ki, başından sonuna kadar “bu iş neden halktan ve STK’lardan gizleniyor?” sorusu insanın beynini kemiriyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, ilgili kurumlara bir yazı gönderiyor. Yazıda siz daha görüş bildirmeden şu cümle göze çarpıyor:
“Nihai kurum görüşünüz uygun görüş olarak kabul edilecektir.”
Düşünün…
Size bir konuyla ilgili görüş soruluyor, ama görüşünüzün ne olduğu daha siz söylemeden belli: “Uygun.”
E ne anladık bu işten?
Bu, görüş sormak değil; “formalite icabı bir kâğıt gönderelim, süreç tamam gözüksün” demektir.
Hangi Kuruma Sorulduğunu Bile Söylemiyorlar
30 günlük süre verilmiş. Güzel.
Peki hangi kurumlara yazı gitti?
Liste yok. Dağıtım yok. Şeffaflık yok. Kime soruldu belli değil.
Tarım İl Müdürlüğü mü?
DSİ mi?
Belediyeler mi?
Çevre ya da suyla ilgili birimler mi?
Kimse bilmiyor.
Halk ne yapacak peki?
“Ben de görüş bildirmek istiyorum” diyen nereden başlayacak?
Evet, cevap belli: Hiçbir yerden. Çünkü süreç böyle tasarlanmış.
Görüş Vermezsen de Olumlu!
Yazının en ilginç yanı şu:
“30 gün içinde görüş verilmezse, olumlu görüş olduğu kabul edilecektir.”
Şimdi hiç kimse kusura bakmasın, ama bu cümle bir demokrasi cümlesi değil.
Bu cümle, “Ben ne dersem o olacak” cümlesidir.
Bu cümle, “Sessiz kalan bile onaylamış sayılır” mantığıdır.
Bu da halkın aklıyla dalga geçmektir.
ÇED Toplantısı? Yok. Halkın Katılımı? O da Yok.
Peki ÇED süreci?
Hiçbir bilgi yok.
Toplantı yapılacak mı?
Yapılırsa halka duyurulacak mı?
Yoksa üç–beş kişiyle kapalı kapılarda mı yapılacak?
Halkın görüşü alınacak mı?
Ya da daha doğru bir soru:
Almak istiyorlar mı?
Tarım Arazilerinin Üzerine Kalın Bir Çizgi
Altınova’nın tarım arazileri yıllardır bölge insanının geçim kaynağıdır.
Bugün 472 hektarlık alanın bir kalemde “Yatırım Alanı”na dönüşmesi, tarım için kara bir leke demektir.
Ve çiftçinin sesi çok net:
“Tarım arazilerimize de göz diktiler. Çiftçiyi düşünen yok.”
Bugün bunu söyleyen çiftçi haksız mı?
Hayır.
Çünkü tarımı korumak isteyen bir yönetim, böyle belirsizliklerle dolu bir süreci halktan gizlemez.
Kurum Müdürleri Ne Yapacak?
“Olumsuz görüş verir misiniz?” diye sorsanız, birçok kurum müdürü içinden geçeni söyleyemez.
Siyasi baskı mı olur?
İş adamı baskısı mı olur?
Yoksa “aman başımız derde girmesin” telaşı mı?
Bu ülkede memurun, özellikle de “referansla” gelen memurun, açıkça “hayır” diyebilme oranı kaçtır sizce?
Ben söyleyeyim: Yüzde 1 bile değildir.
Bu yüzden de devletin görüş sistemi, halkın değil; güçlü olanın lehine işler hale gelmiştir.
Bu Konu Basına Taşınmazsa Hiç Kimse Duymaz
Bu işin tek çözümü var:
Süreci kamuya mal etmek.
Basın yazacak.
STK’lar ses çıkaracak.
Halk konuşacak.
Kurumlar üzerindeki “görünmez baskı” böyle hafifleyecek.
Çünkü baskıyı en çok azaltan şey şeffaflıktır.
Şeffaflığı en çok sağlayan şey ise güçlü bir kamuoyu ve özgür basındır.
Son Söz
Bu 472 hektarlık yatırım kararı bir dönüm noktasıdır.
Ya halkın bilgisi ve katılımıyla demokratik bir şekilde yürütülecek…
Ya da kapalı kapılar ardında, kimin kazandığı ama kesinlikle halkın kaybettiği bir süreç olarak tarihe geçecek.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Bu yatırım gerçekten Yalova için mi, yoksa Yalova’nın üzerinden birileri için mi?