Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

KAFALAR KARIŞIK!

Yazının Giriş Tarihi: 03.09.2026 08:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.09.2026 08:12

Atatürk İlkokulu’nun arsası: Okul mu, yeşil alan mı, yoksa altında başka bir hesap mı var?

Yalova’nın merkezinde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Atatürk İlkokulu...

Son günlerde bu okulun geleceği üzerinden başlayan tartışma, aslında bir okul binasının yıkılıp yıkılmayacağı tartışmasının çok daha ötesine geçmiş durumda.

Bir tarafta Milli Eğitim Müdürlüğü’nün burada yeniden okul yapılması yönündeki yaklaşımı, diğer tarafta ise Yalova Belediyesi’nin bu alanın meydan ve yeşil alan olarak kente kazandırılması yönündeki görüşü var.

Üstelik konu yalnızca “okul mu, yeşil alan mı?” sorusundan da ibaret değil.

Çünkü biraz geriye, yaklaşık 85 yıl öncesine gittiğimizde karşımıza başka sorular çıkıyor.

Ve açıkçası...

Kafalar karışıyor.

Önce bugünden başlayalım

Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Ömür Bayar’ın açıklamalarına göre, Atatürk İlkokulu’nun bulunduğu alanın yeniden okul yapılması yerine meydan ve yeşil alan olarak değerlendirilmesi isteniyor.

Bayar, bölgede öğrencilerin eğitim ihtiyacını karşılayabilecek alternatiflerin bulunduğunu belirtiyor.

Saffet Çam İlkokulu’nun yenilenerek kapasitesinin artırılacağını, Suzan Tuna İlkokulu’nun da bölgede hizmet verdiğini ifade ediyor.

Dolayısıyla belediyenin yaklaşımı şu:

Kent merkezinde yeni bir okul binası yerine, halkın kullanabileceği bir meydan ve yeşil alan oluşturulabilir.

Bu yaklaşım elbette tartışılabilir.

Bir şehir merkezinde yeşil alan ihtiyacı var mı?

Elbette var.

Yeni okul ihtiyacı var mı?

Bu da ayrıca eğitim planlaması ve nüfus projeksiyonlarıyla ortaya konulması gereken bir konu.

Yani burada duygularla değil, verilerle karar verilmesi gerekiyor.

Fakat asıl mesele başka...

Atatürk İlkokulu’nun bulunduğu arsanın geçmişine baktığımızda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulun resmi tarihçesinde dikkat çekici bir bilgiyle karşılaşıyoruz.

Arsanın, 1941-1942 yıllarında Özel İdare Memurluğu tarafından okul yapılması amacıyla 5 hissedardan alındığı belirtiliyor.

Eski kayıtlarda taşınmazın pafta 6, ada 54, parsel 6 olduğu ve yaklaşık 3 bin 267 metrekare büyüklüğünde bulunduğu ifade ediliyor.

Bugünkü kayıtlarda ise bu taşınmazın 1379 ada 6 parsel olarak karşımıza çıktığı belirtiliyor.

Şimdi durup sormak gerekiyor:

O beş hissedar kimdi?

İsimlerini neden bugün bilmiyoruz?

Bu insanlar arsayı Özel İdare’ye sattı mı?

Yoksa başka bir hukuki işlem mi gerçekleşti?

Ve en önemlisi:

“Okul yapılması amacıyla” ifadesi yalnızca o günkü satın alma gerekçesi miydi, yoksa hukuken bağlayıcı bir şart mıydı?

İşte burada arşivler konuşmalı

85 yıl önce gerçekleşmiş bir taşınmaz işleminden bahsediyoruz.

Bugün yapılması gereken şey aslında çok basit:

1941-1942 tarihli tapu kayıtlarını açmak.

Eski tapu kütüğüne bakmak.

Taşınmazın önceki maliklerini görmek.

Beş hissedarın isimlerini tespit etmek.

Özel İdare’nin taşınmazı hangi kararla edindiğini bulmak.

Varsa satış veya devir senedini ortaya çıkarmak.

Ve o belgede ne yazdığını kamuoyuna açıklamak.

Çünkü bugünkü tartışmanın sağlıklı yapılabilmesi için arsanın geçmişini bilmek zorundayız.

“Şartlı bağış” meselesi gerçekten var mı?

İşte benim en çok merak ettiğim konu bu.

Kamuoyunda, arsanın geçmişte eğitim amacıyla kullanılmak üzere şartlı olarak devredildiği/bağışlandığı yönünde bir iddia konuşuluyor.

Fakat elimizdeki açık kaynaklarda şu anda bunu kesin olarak doğrulayan 1941-1942 tarihli bağış senedini görmüş değiliz.

Tam tersine, MEB’in resmi okul tarihçesinde kullanılan ifade “5 hissedardan alınmış” şeklinde.

Bu nedenle burada gazetecilik açısından yapılması gereken şey, iddiayı gerçekmiş gibi yazmak değil.

Belgesini bulmak.

Eğer ortada bir bağış varsa:

Bağış senedi nerede?

Eğer şartlı bir bağış varsa:

Şart neydi?

Eğer satışsa:

Satış senedinde herhangi bir yükümlülük var mıydı?

İşte bütün mesele bu belgelerde.

Peki “beş mirasçı” kim?

Burada da çok dikkatli olmak gerekiyor.

Bugün bazı anlatımlarda “beş mirasçı” ifadesi kullanılıyor.

Ancak elimizde şu anda doğrulanmış olan bilgi beş hissedarın 1941-1942 yıllarında taşınmazın sahibi olduğu yönünde.

Bu kişilerin bugün hayatta olup olmadığı, mirasçılarının kim olduğu ve mirasçıların taşınmaz üzerinde herhangi bir hukuki hak iddia edip edemeyeceği ise ayrıca araştırılması gereken bir konu.

Dolayısıyla:

“Beş mirasçı var” demeden önce beş hissedarın kim olduğunu bulmak gerekiyor.

Sonra soybağı ve mirasçılık durumu araştırılabilir.

Yani sıralama belli:

Önce 5 hissedar...

Sonra varsa mirasçıları...

Sonra da hukuki hakları...

Vasiyet var mı?

Bir başka soru da burada ortaya çıkıyor:

“Vasiyette ne var?”

Hatta daha temel bir soru:

Gerçekten bir vasiyet var mı?

Eğer bir vasiyetname olduğu iddia ediliyorsa, bunun da belgesi ortaya konulmalı.

Vasiyetnamenin varlığı başka bir şeydir, içeriğinin hukuken bugün sonuç doğurması başka bir şeydir.

Dolayısıyla “vasiyet varmış” demekle mesele bitmez.

Vasiyetnamenin kendisi görülmeli.

Kim tarafından düzenlenmiş?

Ne zaman düzenlenmiş?

Taşınmazdan söz ediyor mu?

Bir şart içeriyor mu?

Taşınmazın eğitim amacıyla kullanılmasına ilişkin özel bir hüküm var mı?

Bunların hepsi belge üzerinden değerlendirilmelidir.

Okul yıkılırsa mirasçılar arsayı geri alabilir mi?

İşte kamuoyunun en fazla merak ettiği soru belki de bu.

Cevap ise şu aşamada:

Kesin olarak “alabilirler” de denilemez, “hiçbir hakları yok” da denilemez.

Çünkü önce işlemin hukuki niteliğini bilmemiz gerekiyor.

Eğer 1941-1942'de yapılan işlem normal bir satış ise, durum başka olacaktır.

Eğer şartlı bir bağış söz konusuysa, durum başka olacaktır.

Eğer bir şartlı satış veya başka bir yükümlülük varsa, yine farklı bir hukuki değerlendirme yapılacaktır.

Ayrıca varsa şartın tapuya işlenip işlenmediği, şartın bugün geçerli olup olmadığı ve bağıştan dönme veya başka bir hukuki talep bakımından sürelerin dolup dolmadığı da ayrıca incelenmelidir.

Yani burada hukuk, tek bir cümleyle çözülebilecek kadar basit değil.

Ama bir gerçek var:

Bu soruların cevabı bulunmadan “arsayı kimse geri alamaz” demek de, “mirasçılar arsayı geri alır” demek de doğru olmaz.

Peki arsanın altında otopark mı olacak?

Şimdi tartışmaya bir başka ihtimal daha ekleniyor.

Eğer alan okul olmaktan çıkarılacaksa, meydan ve yeşil alan olarak mı düzenlenecek?

Yoksa kent merkezinin ulaşım ve otopark ihtiyacı dikkate alınarak altı otopark, üstü meydan/yeşil alan gibi bir proje mi gündeme gelecek?

Bunun da bugün için kesinleşmiş bir proje olarak değil, tartışılması gereken bir seçenek olarak görülmesi gerekiyor.

Çünkü kent merkezinde arsa çok değerli.

Bir metrekare bile önemli.

Dolayısıyla burada verilecek kararın yalnızca bugünü değil, Yalova’nın önümüzdeki 30-50 yılını düşünerek verilmesi gerekiyor.

Bir de imar meselesi var

Taşınmazın bugünkü imar durumuyla ilgili de yakın dönemde hukuki süreç yaşandı.

1379 ada 6 parselin park alanı olarak düzenlenmesine ilişkin planlama işlemi yargıya taşındı ve bu konuda Yalova İdare Mahkemesi'nin kararı gündeme geldi.

Bu süreçte Milli Eğitim Bakanlığı'nın kurum görüşünün alınması gibi planlama sürecine ilişkin meseleler de tartışıldı.

Dolayısıyla karşımızda yalnızca:

“Okul yıkılacak mı?”

sorusu yok.

Aynı zamanda:

“Bu alanın imar statüsü ne olacak?”

sorusu da var.

Şimdi ne yapılmalı?

Bence artık tartışmayı bir adım ileri götürmenin zamanı geldi.

Yalova kamuoyunun önüne şu belgeler konulmalı:

1. 1941-1942 tarihli tapu kaydı.

2. O tarihte taşınmazın sahibi olan 5 hissedarın isimleri.

3. Özel İdare’nin taşınmazı edinmesine ilişkin karar.

4. Satış, bağış veya devir senedi.

5. Varsa “okul yapılması” veya “eğitim amacıyla kullanılması” şartı.

6. Varsa tapu şerhi veya yükleme.

7. Varsa vasiyetname ve bunun taşınmazla bağlantısı.

8. Bugünkü 1379 ada 6 parselin tüm tapu tedavül zinciri.

Bunlar ortaya konulduğunda tartışmanın önemli bir bölümü zaten kendiliğinden aydınlanacaktır.

Yalova'nın önünde aslında üç seçenek var

Bir:

Mevcut alan yeniden okul olarak değerlendirilir.

İki:

Alan meydan ve yeşil alan olarak kente kazandırılır.

Üç:

Alan, örneğin altında otopark gibi farklı bir şehircilik çözümüyle birlikte yeniden projelendirilir.

Ama hangi seçenek tercih edilirse edilsin, kararın arsanın hukuki geçmişi bilinerek verilmesi gerekir.

Çünkü burası sıradan bir boş parsel değil.

Yaklaşık 85 yıllık bir geçmişi olan, okul amacıyla kamuya kazandırıldığı belirtilen bir taşınmazdan söz ediyoruz.

Son söz

Benim derdim “Okul kesinlikle yapılsın” ya da “Kesinlikle yeşil alan yapılsın” demek değil.

Benim derdim şu:

Önce gerçeği bilelim.

1941-1942'de bu arsayı Özel İdare'ye veren beş kişi kimdi?

Arsa nasıl devredildi?

Hangi şartlarla devredildi?

Gerçekten bir vasiyet var mı?

Varsa ne yazıyor?

Bugün herhangi bir mirasçının hukuki hakkı var mı?

Bütün bunlar belgeleriyle ortaya konulsun.

Sonra Yalova kararını versin.

Çünkü şehirlerin geleceği söylentiler üzerine değil, belgeler üzerine kurulmalı.

Bugün Atatürk İlkokulu’nun bulunduğu alana bakıyoruz.

Bir tarafta okul...

Diğer tarafta yeşil alan...

Belki meydan...

Belki altında otopark...

Ama bütün bu seçeneklerin üzerinde duran daha büyük bir soru var:

85 yıl önce bu arsa hangi amaçla kamuya geçti?

İşte bu sorunun cevabını bulmadan verilecek her kararın bir tarafı eksik kalacaktır.

Şimdi ne olacak?

Bunu Yalova halkı bilmeli.

Kafalar karışık.

Ama çözüm aslında çok basit:

Arşivi açın. Belgeleri ortaya koyun. Gerçeği hep birlikte görelim.

Asıl büyük soru: Bu arsa kaç para?

Şimdi başka bir noktaya gelelim.

Burası Yalova'nın merkezinde.

Cumhuriyet Caddesi üzerinde.

Yaklaşık 3.267 metrekarelik bir alan.

Üstelik sıradan bir kenar mahalle arsasından bahsetmiyoruz.

Kent merkezinin en değerli noktalarından birinden bahsediyoruz.

Bugünkü emsal ilan fiyatları üzerinden yapılan kaba hesaplamalarda, bu büyüklükteki bir taşınmazın yüz milyonlarca liralık ekonomik değer taşıdığı görülüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.