Yalova’nın Esenköy beldesinde basit gözüken kavga Türkiye gündemine oturdu. Ulusal gazeteler ve televizyon kanallarında haber oldu. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” denilen Türkiye’de, iddiaya göre olay gürültü kavgasından çıkmış.
14 aylık bir bebek, kavga arasında çeşitli yerlerinden yaralanmış.
Sonra sosyal medyaya bakıyoruz. Daha önce Yalova’da görmediğimiz bir fotoğraf: Jandarma, Yalova Araştırma Hastanesi servisinde nöbet tutuyor. Çok garip… Bu nöbet neden? Meğerse anlıyoruz ki olayı yaşayanların can güvenliği için alınmış bir tedbir.
Kendimi eski Yeşilçam filmlerini anımsarken buldum. Yalova gibi bir yerde sanki aşiret çatışması var.
Bu arada yine sosyal medyada bir babanın feryadını gördüm.
Çiçeği burnundaki Adalet Bakanımıza yazılan bir not… Doğrusunu söylerseniz ürperdim. Yalova gibi bir ilde bir vatandaşımız adalet arıyor.
Babanın paylaşımı şöyle:
1. Paylaşım:
“Sayın bakanım adliye kaymakamlık size yalan yanlış bilgi veriyor hastaneden taburcu olduk ama eşim hastanede kızımla çıkarmadım hastaneye arayıp teyit edebilirsiniz 112 yi aradık kayıtlarımız var can güvenliğimiz yok ekip istiyoruz dedik ekip bile gelmedi”
2. Paylaşım:
“Sayın bakanım mahallede 6 hanelermiş evimi 2/5 milyona bunlara satıp mahalleyi terk edecekmişim”
3. Paylaşım (yanıt olarak):
“Bakanım baba benim buradaki adliye sizi yanıltıyor Yalova Devlet Hastanesi’nden çıkamıyoruz evimize gidemiyoruz”
Bunlar canı yanmış, minicik evladı acımasızca yaralanmış bir babanın iddiaları. Ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilemem; ama görünen o ki olayda bazı şeyler yolunda gitmemiş. Baba bakana ulaşmış… Belli ki bundan sonra olması gereken şekilde olmuş.
14 aylık kızı İkra kucağındayken komşusu Şener E.’nin sopalı saldırısına uğradı. Saldırı sonucu Baca’nın burnu kırıldı, küçük İkra’nın ise kafatasında çatlak oluştu.
Yalova’nın Esenköy beldesinde yaşanan olay sonrası kamuoyuna yansıyan iki farklı anlatım, meselenin yalnızca bir adli vaka olmadığını; aynı zamanda devlet-vatandaş iletişiminin de sorgulandığı bir sürece dönüştüğünü gösteriyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, olayda yaralanan baba ve 14 aylık bebeğe geçmiş olsun dileklerini ilettiğini, ayrıca Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ivedilikle adli soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Bu açıklama, devlet mekanizmasının devreye girdiği ve sürecin hukuk çerçevesinde yürütüldüğü mesajını içeriyordu.
Ancak aynı paylaşımın altına yazılan cevaplar, tabloya farklı bir boyut kazandırdı.
Olayın tarafı olduğunu belirten Muhammed Baca isimli vatandaş, resmî makamların Bakan’a “yanlış bilgi verdiğini” iddia etti. Hastaneden taburcu olduklarını ancak eşinin ve kızının hâlâ hastanede bulunduğunu, can güvenliklerinin olmadığını, 112’yi aradıklarını ve ekip talep etmelerine rağmen destek gelmediğini öne sürdü. Hatta daha ileri giderek mahalledeki bazı kişilerin evini belirli bir bedelle satıp bölgeyi terk etmesi yönünde baskı kurduğunu iddia etti.
Burada iki kritik soru ortaya çıkıyor:
Birincisi; sahadaki gerçeklik ile Ankara’ya ulaşan bilgi arasında bir kopukluk mu var?
İkincisi; eğer vatandaşın iddiaları doğruysa, yerel idare ile merkezi otorite arasında ciddi bir koordinasyon sorunu mu yaşanıyor?
Türkiye’de kriz anlarında ilk refleks, “soruşturma başlatıldı” açıklamasıdır. Bu hukuken doğrudur ve gereklidir. Ancak toplumsal güven, yalnızca soruşturma kararıyla tesis edilmez. Özellikle can güvenliği iddiası söz konusuysa, hızlı ve şeffaf bir bilgilendirme hayati önem taşır.
Esenköy küçük bir yerleşim yeri. Bu tür iddialar hızla büyür, kutuplaşır ve sosyal medyada kontrolden çıkar. Eğer ortada bir bilgi kirliliği varsa, bunun net şekilde düzeltilmesi gerekir. Eğer gerçekten bir ihmal ya da yanlış yönlendirme söz konusuysa, bunun da gecikmeksizin ortaya konulması gerekir.
Devlet ciddiyeti, yalnızca soruşturma başlatmakla değil; doğru bilgiyi doğru zamanda, doğru kanallarla kamuoyuna aktarmakla ölçülür.
Esenköy’de yaşanan hadise bir adli dosya olabilir. Ancak artık aynı zamanda bir güven testi hâline gelmiştir.
Sorulması gereken soru basit:
Gerçek ne?