EMEKLİYE SABIR, BAKANA SİMİT, PETROLE DESTAN…
Türkiye’de ekonomi artık “ne yeniyor?” sorusuyla ölçülmüyor.
Çünkü vatandaş yiyemiyor.
Eskiden “hiç yoksa kuru fasulye” denirdi.
Artık o da yok.
Çünkü kuru fasulye pahalı.
Pilav zaten hayal.
Gaz desen, o bizden çıkıyor ama tencereye girmiyor.
Bugün Türkiye’de emekli aç değil;
Seçici aç.
“Hangisini yemesem daha az aç kalırım?” hesabı yapıyor.
Perde açılıyor…
CHP’den AK Parti’ye geçen milletvekili Hasan Ufuk Çakır sahnede.
Emekli maaşlarına itiraz edenlere kızıyor.
Yetmiyor, etrafımızdaki ülkeleri hatırlatıyor.
Yani özetle diyor ki:
“Komşular yanıyor,
Siz hâlâ geçim derdindesiniz.”
Bu cümle 450 bin liraya dayanan maaşla kurulunca
İnsanın aklına tek soru geliyor:
Hangi mutfaktan bakıyoruz memlekete?
Çünkü aşağıda tablo farklı:
Emekli kuru fasulye yiyemiyor.
Çünkü kilosu pahalı.
Pişirecek gaz pahalı.
Yanına koyacak pilav zaten lüks.
Ama sorun yok.
Çünkü sahnede başka bir görüntü var.
AKP’li Bakan Vedat Işıkhan, Ordu’da emeklilere çeyrek simit ikram ediyor.
Fotoğraf net.
Mesaj daha net:
“Yemek değil, görüntü önemli.”
Simit bu ülkede artık karbonhidrat değil,
Sembol.
Refahın küçültülmüş hali.
Bir nevi “idare et” halkası.
Derken büyük rakamlar devreye giriyor.
AKP’li Muhammet Emin Akbaşoğlu çıkıyor,
Gabar’dan petrol,
Karadeniz’den gaz okuyor.
80 bin varil…
710 milyar metreküp…
Refah emekliye yansıyacak…
Cümleler o kadar büyük ki,
Emeklinin mutfağına sığmıyor.
Çünkü mutfakta gerçek şu:
Kuru fasulye pahalı.
Et unutulmuş.
Gaz yanmıyor.
Ama petrol konuşuluyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tasarruf diyor.
Doğru.
Vatandaş zaten tasarruf değil,
hayatta kalma modunda.
Ama tuhaf olan şu:
Tasarruf hep aşağıdan başlıyor.
Yukarıda kemer gevşek,
aşağıda nefes dar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “enerjide bağımsızlık” diyor.
Ama emekli doğalgaz faturasına bakınca
kendini esir hissediyor.
Petrol bizim.
Gaz bizim.
Ama mutfak başkasının gündemi.
Rahmetli Süleyman Demirel bugün yaşasa,
Gabar’ı anlatmazdı.
Eminim şu cümleleri sıralardı:
“Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”
“Vatandaşın tenceresi kaynamazsa, bu iş yürümez.”
“Enflasyon canavardır.”
“Halkın halini anlamak için rakamlara değil, pazara bakacaksınız.”
“Ekonomi iyi gidiyorsa, vatandaşın yüzü güler.”
“Ekonomi mutfakta hissedilmiyorsa, başarı değildir.”
“Milletin cebiyle oynayan, iktidarıyla oynar.”
“Siyasetin sonu ekonomidir.”
“Halk fakirse, devlet zengindir denemez.”
“İktidarlar zamla değil, zamlarla gider.”
Grafik çizmezdi.
Bir tencereye bakardı.
Ve muhtemelen şunu söylerdi:
“Bu tencerede yemek yok,
ama üstünde çok laf var.”
Bugün emekli ne et yiyor,
ne kuru fasulye.
Yediği şey çoğu zaman
Söz.
O yüzden buradan son kez rica ediyorum:
Ne olur petrol bulmayın.
Gaz da çıkarmayın.
Çünkü her bulduğunuzda
Fiyat artıyor,
Umut erteleniyor,
Mutfak küçülüyor.
Bulmayın kardeşim…
Buldukça emekli doymuyorsa,
Buldukça tencere hâlâ boşsa,
Buldukça refah sadece cümlede kalıyorsa…
Hiç bulmayın daha iyi.
Çünkü bu ülkede vatandaş
kuru fasulyeyi bile yiyemiyorsa,
petrolün kime yaradığı sorusu
artık mizah değil,
gerçektir.
İSİM İSİM: EMEKLİNİN MUTFAĞINA UĞRAMAYANLAR
Hasan Ufuk Çakır:
CHP’den AK Parti’ye geçti,
emeklinin itirazını “abartı” buldu.
450 bin liraya yaklaşan maaştan bakınca
20 bin liralık hayat gerçekten küçük görünüyor olmalı.
Vedat Işıkhan:
Emekliye zam yerine çeyrek simit ikram etti.
Devlet ciddiyeti buharlaştı,
geriye fotoğraflık bir çeyrek kaldı.
Emekli aç, kare tok.
Muhammet Emin Akbaşoğlu:
Gabar’dan petrol, Karadeniz’den gaz anlattı.
“Refah emekliye yansıyacak” dedi.
Yıllardır yansımayan refahın
bu kez hangi otobüsle geleceğini söylemedi.
Mehmet Şimşek:
Tasarruf dedi.
Kemer sıktı.
Ama kemer hep vatandaşın belindeydi.
Yukarıda hâlâ nefes alan var.
Recep Tayyip Erdoğan:
“Enerjide bağımsızlık” dedi.
Vatandaş doğalgaz faturasına baktı,
bağımsız olanın kendisi olmadığını gördü.
Sonuç:
Petrol var.
Gaz var.
Vaat çok.
Ama emekli kuru fasulyeyi bile yiyemiyor.
Tencere boş.
Sözler dolu.
“İktidarlar zamla değil, zamlarla gider.”
Bu kadar.