Mazotun 80 lira, domatesin 150 lira olduğu bir ülkede, eğer TÜİK çıkıp aylık enflasyonu %1.94 diye açıklıyorsa, ben buna sadece şunu derim: “Yersen!”
Bu millet aptal değil. Bu millet pazara gidiyor, markete giriyor, cebindeki paranın nasıl eridiğini iliklerine kadar hissediyor. Kağıt üzerindeki rakamlarla, mutfaktaki yangını söndüremezsiniz.
Türk milleti devletini sever. Bayrağına saygılıdır. “Önce vatan” der. Ama aynı millet sabrederken susar diye, her şeyi sineye çeker sanılmasın. Bu toplum sabırlıdır ama unutmayın: sabır, sonsuz değildir. Kan kusar, “kızılcık şerbeti içtim” der… ama o bardak bir gün taşar.
Türk kültüründe çocuk, sadece bir birey değildir. Ailenin devamıdır, geleceğidir, namusudur, umududur. Bu anlayış öyle köklüdür ki Mustafa Kemal Atatürk çocuklara bayram armağan ederek bunu devletin temeline işlemiştir.
Ama bugün ne oluyor?
Anne babalar çocuklarına et alamıyor. Balık alamıyor. Yumurta alamıyor. Bayram geliyor, çocuklar harçlık bekliyor… ama verilemiyor. Dedeler, nineler torununa harçlık veremediği için başını öne eğiyor, kaçacak yer arıyor.
Bu tablo ekonomi değil, utanç tablosudur.
Emekli pazarda çürük sebze karıştırıyor.
Kredi kartları patlamış.
İcra dosyaları milyonları aşmış.
Kahvelerde “yancı” sayısı artmış.
Ama yukarıdan bakınca her şey yolunda!
Serbest ekonomi diyorsunuz… Bu mu serbest ekonomi? Bu, başıboşluk. Akaryakıta zam geliyor, herkes aslan kesiliyor, fırsatçılık başlıyor. Fiyatlar kontrolsüz, vicdanlar suskun.
Devlet baba dediğin, vatandaşını korur. Ama bugün vergiyle, zamla, yükle vatandaşın belini büken bir yapı var. Aynı gemideysek, bu yük neden hep garibanın sırtında?
Ve hâlâ halk susuyor…
Evet, susuyor.
Ama bu suskunluk korkudan değil, birikimdendir.
Bu sessizlik fırtına öncesidir.
Genç nesiller bilmez…
Bu ülkede bir Süleyman Demirel vardı, bir Necmettin Erbakan vardı, bir Bülent Ecevit vardı.Didişirlerdi.
Ama seviyeleri vardı.
Sözleri sertti ama üslupları kırılsızdı.
Hastalandıklarında birbirlerini ziyaret edecek kadar insan kalabilmişlerdi.
Bugün ise o inceliği arıyoruz.
Süleyman Demirel boşuna söylemedi:
“Boş tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur.”
Bu söz, siyaset dersi değil, gerçeğin ta kendisidir.
İnsan ideolojiyle değil, mutfakla karar verir.
Cebine bakar.
Tenceresine bakar.
Çocuğunun tabağına bakar.
Ve kararını öyle verir.
Eskiden “mutfakta yangın var” denirdi.
Bugün yangın bacayı sardı.
Halkı daha fazla zorlamayın.
Çünkü o çok sabrettiğiniz, sustuğunuz, görmezden geldiğiniz o “boş tencere” var ya…
Bir gün öyle bir konuşur ki,ne susturabilirsiniz, ne görmezden gelebilirsiniz.
Türk milleti ülkesini, bayrağına saygılıdır. Devletini sever v e ondan ne olursa olsun korkar. Ve her zaman “önce vatan” der.
Her zaman sabırlıdır. Susar… Bekler. Dayanır. Kan kusar “Kızılcık şerbeti içtim” der.
Serbest ekonomi… Serbest bırakılan ekonomi yüzünden esnaf tutuğunu ağa niği yapıyor
Devlet baba vergiler ve zamlarla vatandaşın anasını ağlatıyor.
Akaryakıta zamlar gelince herkes aslan kesilip fiat artırıyor.
Ama ne artış… Kimse ne oluyor diye sormuyor.
Halk yine de susuyor. Susuyor da ama nereye kadar susacak…
Sabır taşı artık çatladı.
Genç nesiller bilmez… Bu ülkede Bir Süleyman Demirel,Erbakan vardı…
7 kez iktidara geldi.6 kez iktidardan gitti.
Hey gidi günler..Hey…
Didişip dururlardı.
O zamanlar hiç aklıma gelmezdi Onları arayacağımızı…
O centilmence nüktedan didişmelerini
Kibar üslüp,kibar dokunmalar, hastalandıkları zaman birbirini ziyaretleri…
Ecevit: daha ideolojik ve şiirsel dil
Demirel: halk dili, esprili ama iğneleyici
Erbakan: ideolojik ve dini referanslı siyaset, Erbakan: “faiz karşıtı, ağır sanayi, milli ekonomi”
Yani Bugün ki AKP nin baba ocağındaki baba…(Sizce neleri uyuyor)
Rahmetli Demirel, kitleleri peşinden sürükler ekonomi bozuk olsa da halkı güldürürdü.
Ya şimdikiler…
Demirel;
1971 → 12 Mart Muhtırası ile istifa
1977 → Seçim sonrası hükümet kuramama / düşüş
1978 → Koalisyonun dağılması
1979 → Hükümetin güven kaybı ve düşmesi
1980 → 12 Eylül Darbesi ile görevden uzaklaştırılma
1993 → Cumhurbaşkanı seçilerek başbakanlıktan ayrılma (Turgut Özal’ın vefatı sonrası)
7 kez başbakan oldu → 6 kez o görevden ayrıldı
Ayrılış nedenleri:
Askerî müdahale: 2 kez (1971, 1980)
Siyasi/koalisyon krizleri: birkaç kez
Sistem içi yükselme: 1 kez (Cumhurbaşkanlığı)
“Defalarca gelip defalarca gitme” üzerine kurulu
Bu da onu Türkiye siyasetinde en dayanıklı ve geri dönüşü en güçlü liderlerden biri yapmıştır.
Demirel’in söylediklerine bugün ülkeyi yönetenler iyi analiz etmeliler…
Bakın Demirel nasıl siyasileri uyarmış..!
Türkiye siyasetinde ekonomik performansın doğrudan seçmen davranışına etkisini anlatan en güçlü çerçevelerden biridir.:
Seçmen, hükümeti ideolojiye göre değil, ekonomik performansa göre cezalandırır veya ödüllendirir
İnsanlar ülke ekonomisinden çok kendi cebine ve mutfağına bakarak karar verir
“Geçim sıkıntısı”
“Mutfakta yangın var”
“Pazara çıkamıyoruz”
“Markete gidince eskisi gibi dolduramıyorum”
Bir süre sonra birikerek siyasi sonuç üretir
Ekonomik bozulma başlar
İlk aşamada siyasi destek korunur
Hane ekonomisi ciddi etkilenir
“Mutfak söylemi” yaygınlaşır
Seçmen davranışı değişir
Türk siyasetinde halkın ekonomik durumunu anlatırken sıkça metafor kullanan bir liderdi. “Boş tencere” ve “mutfak yangını” ifadeleri de bu bağlamda öne çıkar.
Demirel’e atfedilen en bilinen sözlerden biri şudur:
“Boş tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur.”
Anlamı:
Ekonomi kötüleşip halkın mutfağı boş kaldığında, hiçbir siyasi iktidarın uzun süre ayakta kalamayacağını ifade eder. Bu söz, Türkiye’de ekonomik kriz dönemlerinde sık sık yeniden gündeme gelir.
“Mutfakta yangın var”
Demirel’in doğrudan bu kalıplaşmış cümleyi birebir kullandığına dair net, özgün bir kayıt tartışmalıdır; ancak kendisi sık sık şu minvalde ifadeler kullanmıştır:
“Vatandaşın mutfağına bakacaksın.”
“Halkın geçim sıkıntısı varsa bu en büyük meseledir.”
Zamanla bu yaklaşım, siyasette ve medyada şu popüler slogana dönüşmüştür:
“Mutfakta yangın var.”
Anlamı:
Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi, ekonomik krizin en görünür ve en tehlikeli aşamasıdır.
Süleyman Demirel’in “boş tencere” yaklaşımı, Türkiye siyasetinde ekonomik performansın doğrudan seçmen davranışına etkisini anlatan en güçlü çerçevelerden biridir.
Evet beyler eskiden tencereler boş,mutfaklarda yangın vardı.Bugün yangın bacayı sardı.Halkı fazla zorlamayın.