Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

 “Bir Zamanlar Siyaset Vardı… Şimdi Sadece Ses Var”

Yazının Giriş Tarihi: 16.11.2025 09:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.11.2025 09:24

Türk siyaseti, hafızası güçlü bir milletin sahnesinde onlarca yıl boyunca hem tartışmanın hem mizahın hem de saygının bir arada yürüdüğü bir geleneğe sahipti.Demirel’in pratik zekâsı, Ecevit’in ağırbaşlı dili, Erbakan’ın yumuşak mizahı…

Bugünün siyaset sahnesine baktığımızda bu isimler adeta birer hatıra gibi duruyor.

Peki, ne oldu?

Neyi kaybettik?

Dünden bugüne değişen şey yalnızca aktörler mi, yoksa siyaset dediğimiz o koca kurumun ruhu mu?

Dün: Liderler tartışırdı ama toplum rahat ederdi.

“Siyasetin Kaybolan Nezaketi”

Eskiden siyasetin bir ruhu vardı… Evet, sert tartışmalar olurdu, birbirine ağır eleştiriler de yapılırdı; ama işin içinde bir zarafet, bir mizah, bir dürüstlük dozu mutlaka bulunurdu. Süleyman Demirel’in hazırcevaplığı, Bülent Ecevit’in sakin ama taş gibi sözü, Necmettin Erbakan’ın kendine özgü nükteli üslubu… Bugün baktığımızda, o dönemlerin siyaseti yalnızca bir mücadele değil, aynı zamanda bir seyir kültürüydü.

Bugün ise siyaset, sanki halka moral veren değil, tam tersine halkın enerjisini tüketen bir hale dönüştü.

Erdoğan – Özgür Özel hattında kaybolan üslup

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasındaki tartışmalara baktığımızda, dikkat çeken şey artık fikir yarışı değil, laf yarışı olması.

Birbirini anlamaya çalışan liderlerin yerini, birbirini alt etmeye çalışan liderler aldı.

Siyasetin seviyesi düşmekle kalmadı;

Toplumun ruh halini de aşağıya çekmeye başladı.

Eskiden liderler birbirine takılır, ince ince dokunur, “siyasi atışma” dediğimiz şey, gerçekten hem kavgasız hem seviyeli bir dil içerirdi. Bugün ise atışmalar yerini gerginliğe, “renkli rekabet” yerini kutuplaştırıcı çıkışlara bıraktı.

Toplum artık bıktı

Sokakta kime sorsanız aynı cümleyi duyuyorsunuz:

“Yeter artık, herkes birbirini dinlesin.”

Millet, kavga görmek istemiyor.

Millet, hakaret duymak istemiyor.

Millet, çözüm istiyor.

Siyaset, halkı eğlendiren değil, yoran bir alana dönüşmüş durumda. İnsanlar televizyonu açtığında başlıklar değişiyor ama üslup değişmiyor: “sert çıkış, restleşme, meydan okuma…”

Kimse şunu sormuyor:

“Bu dil topluma ne kazandırıyor?”

Nezaket kaybolduğunda siyaset küçülür

Siyasetin asıl gücü, yumruğu en sert masaya vurmakta değil; kelimeyi en doğru yere koymakta gizlidir.

Bugün liderlerin kaybettiği şey, belki de tam olarak budur.

Nezaket geri gelmeden, siyasetin büyümesi mümkün değil.

Tartışma kültürü olmadan demokrasi derinleşmez.

Üslup düzelmeden güven inşa edilmez.

Demirel’in bir sözü vardır:

"Siyaset bir nezaket işidir."

Bugün o nezaketi kaybettik.

Belki de yeniden inşa edilmesi gereken en önemli şey yollar, projeler, vaatler değil…

Siyasetin dili, siyasetin ahlakı, siyasetin nezaketidir.

Türkiye, 1970’lerde, 80’lerde, 90’larda zor dönemler yaşadı; siyasi krizler, koalisyonlar, ekonomik dalgalanmalar…

Ama yine de halk, liderlerin tartışmalarını nefretle değil, merakla izlerdi.

Çünkü:

Liderler birbirini kırmamaya özen gösterirdi.

Eleştiriler zekâ doluydu, mizah barındırırdı.

“Söz düellosu” denilen şey, gerçekten kültürlü bir söz yarışmasıydı.

Millet, siyasetçinin sözünden incinmek yerine, çoğu zaman eğlenirdi.

Siyasi figürler birbirlerine rakip olarak bakar, düşman olarak değil.

Demirel’in meşhur sözüyle,

“Siyaset köprüleri yıkma değil, kurma sanatıdır.”

Bugün bu sanat tamamen unutulmuş durumda.

Ecevit – Demirel çekişmesi: Kavga değil, zarafet dersi

Ecevit ile Demirel, siyasi çizgi olarak birbirinin zıddıydı; fakat üslup olarak birbirini besleyen iki büyük karakterdi.

Demirel, Ecevit’e takılır ama hakaret etmezdi.

Ecevit, Demirel’in çıkışlarına güler, sonra sakin bir yanıt verirdi.

Bir tartışmadan sonra Ecevit’in Demirel’e söylediği şu cümle, bugünün siyasetine ışık tutacak kadar kıymetli:

“Sayın Demirel’in sesinden çok sözlerine kulak vermek gerekir.”

Bugün böyle cümleler duymuyoruz.

Çünkü anlamak için kulak verecek bir ortam kalmadı.

Bugün: Tartışma değil, tansiyon üretme yarışı

Şimdi siyaset sahnesine baktığımızda gördüğümüz tablo net:

Liderler konuşmuyor, bağırıyor.

Eleştiri değil, kişisel saldırı yapılıyor.

Her cümle “birilerine laf yetiştirme” refleksiyle kuruluyor.

Siyasetçiler halkı sakinleştirmek yerine, halkın öfkesini besliyor.

Her polemik, toplumu ikiye ayırmak üzerine kurgulanmış gibi.

Erdoğan ve Özgür Özel hattında süren tartışmalar tam olarak böyle bir görüntü veriyor.

Ağırlık yok, nezaket yok, mizah yok, incelik yok…

Geriye yalnızca kutuplaşmayı artıran bir dil kalmış durumda.

Siyasetin dili bozuldu, toplum da bozuldu

Dil bozulduğunda, toplumsal atmosfer bozulur.

Bugün ülkede insanlar artık:

Karşı görüşe tahammül etmekte zorlanıyor.

“Benim liderim – senin liderin” ayrımına kilitleniyor.

Siyaset, tartışma kültürünü değil öfke kültürünü besliyor.

Eskiden siyaset toplumu germezdi;

Bugün siyaset, toplumun sinir uçlarıyla oynuyor.

Neden böyle oldu?

Çünkü:

1. Siyaset, çözüm odaklı olmaktan çıktı.

Yerini “algı yönetimi” aldı.

2. Tartışmalar kürsüde değil, ekranlarda yapılıyor.

Ekranlarda her şey “reyting” üzerinden ilerliyor.

3. Siyasetçi artık toplumun değil, kendi tabanının sesine oynuyor.

Orta yolu konuşmak oy getirmiyor; keskin cümleler getiriyor.

4. Mizah kayboldu.

Oysa mizah, siyasetin tansiyonunu düşüren en güçlü araçtı.

5. Siyasetin hafızası unutuldu.

Yeni kuşak siyasetçiler, iletişim dilini internet tartışmalarına benzetti.

Bugün özlenen tek şey politika değil, karakterdir

Halk artık şunu istiyor:

Kavga eden değil, konuşan liderler.

Bağıran değil, ikna eden liderler.

Kutuplaştıran değil, birleştiren liderler.

Mizaha, nezakete, zekâya önem veren liderler.

Kısacası halk, siyasetin insani tarafını özlüyor.

Son söz: Bir ülkenin politik kültürü, liderlerin üslubunda saklıdır

Siyaset dilini güzelleştiren şey yapılan yol, köprü, proje değildir.

Konuşma biçimidir, anlatma biçimidir.

Bugün eksik olan tam olarak budur.

Demirel’in yıllar önce Ecevit’in yüzüne karşı söylediği o tarihi cümle, aslında bütün meseleyi özetler:

“Siyasette dostluk kaybolursa, memleket de kaybeder.”

Ve biz bugün tam olarak bunu yaşıyoruz.

Demirel’in bir sözü vardır:

"Siyaset bir nezaket işidir."

Bugün o nezaketi kaybettik.

Belki de yeniden inşa edilmesi gereken en önemli şey yollar, projeler, vaatler değil…

Siyasetin dili, siyasetin ahlakı, siyasetin nezaketidir.

Eski siyasetçilerin birbirine söylediği nükte dolu, ince, zeki ve seviyeli özler olduk. Bugün siyasette eksikliği en çok hissedilen şey belki de bu üsluptu.

Aşağıdaki sözler hem gerçek tarihten hem de dönemin mizahi siyaset kültüründen derlenmiştir:

Süleyman Demirel’in ince taşlamaları

• “Dün dündür, bugün bugündür.”

Bir eleştiriye takılınca ortamı yumuşatmak için söylerdi; bir özür değil, bir zekâ oyunuydu aslında.

• Ecevit için:

“Sayın Ecevit’in söylediği her söz doğrudur ama zaman zaman gerçeğe uymuyor.”

(Hem eleştiri hem gülümseten bir iğneleme.)

• Erbakan için:

“Bizim hocanın dünyayı kurtarmaya vakti var ama Türkiye’ye sıra gelene kadar seçim olur.”

Bülent Ecevit’in nezaketle harmanlanmış karşılıkları

• Demirel’e:

“Sayın Demirel konuşunca ben susarım, çünkü o susmayı beceremez.”

• Erbakan’a:

“Hoca dünyayı değiştirmek istiyor ama önce rakamlarla barışması gerek.”

Necmettin Erbakan’ın meşhur nükteleri

• Demirel’e:

“Süleyman Bey barajları sever ama bizim oy barajlarını geçemeyeceğimizi sanıyor; hâlbuki biz barajı geçtik, kendisi sudan çıkmış balığa döndü.”

• Ecevit’e:

“Sayın Ecevit mavi gömleğini giyip gelmiş, demek ki bugün güzel bir tartışma olacak.”

• Genel üslubu:

“Bizimkisi sevgi politikasıdır, kızanlar da sonunda bize oy verir.”

Ayrıca hafızalara kazınan bazı siyasi nezaket örnekleri

• Ecevit – Demirel karşılaşması

Demirel kürsüden inerken Ecevit’in yanına eğilip:

“Bülent Bey, beni çok yordunuz; ama hakkınızı teslim ederim, güzel konuştunuz.”

Ecevit gülerek:

“Siz yorulmazsınız Süleyman Bey; biz alıştık.”

• Erbakan’ın seçim sonrası sözleri

“Biz kazanmadık, millet kazandı; kaybeden de yoktur, o da milletin bir başka tercihi olmuştur.”

O dönemin özeti niteliğinde bir cümle

“Siyasette kavga olur ama kırgınlık olmaz. Tartışırız, çıkar çay içeriz.”

Bu söz, Demirel – Ecevit – Erbakan üçgeninin ruhunu özetler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    logo
    En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.