Enerji politikalarında “kademeli tarife” denildiğinde kulağa adil gelir. Çok tüketen çok ödesin, az tüketen korunsun… Kağıt üzerinde doğru. Peki sahada?
Yalova örneği bize şunu gösteriyor: Sistem doğru kurulmazsa adalet değil, eşitsizlik üretir.
EPDK’nın açıkladığı tüketim limitlerine baktığımızda Yalova’nın konumlandırıldığı yer açıkça tartışmalı. Marmara’nın nemli, sert hissedilen kış koşullarına sahip bir şehir… Ama tarifede sanki Akdeniz kıyısında yaşıyormuş gibi değerlendirilmiş.
Sonuç ne?
Yalovalı vatandaş:
Daha uzun süre ısınmak zorunda
Ama daha düşük limit nedeniyle
daha erken pahalı tarifeye geçiyor
Yani aynı soğuğu yaşayan iki şehir düşünün:
Biri daha geç zamlı tarifeye giriyor, diğeri daha erken.
İşte Yalova ikinci grupta.
Bu, teknik bir detay değil.
Bu, doğrudan vatandaşın cebine dokunan bir adalet meselesi.
“Standart model” mi, “standart hata” mı?
EPDK’nın yaklaşımı büyük ihtimalle standart veri setlerine dayanıyor. Ancak Türkiye gibi iklim çeşitliliği yüksek bir ülkede “tek tip model” çoğu zaman gerçeği ıskalar.
Yalova’da:
Nem yüksek
Hissedilen sıcaklık düşük
Isınma ihtiyacı uzun
Ama tabloda bunların karşılığı yok.
Bu durumda sormak gerekiyor:
Bu hesap masa başında mı yapıldı, sahaya bakıldı mı?
Siyaset nerede duruyor?
İşin bir de siyasi boyutu var.
Yalova’nın temsilcileri bu tabloyu görmezden gelemez.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu teknik karar alır
Ama süreci etkileyebilecek yer: siyaset
Yalova milletvekilleri:
Konuyu Meclis’e taşıyabilir
Bakanlıkla görüşebilir
Revizyon talep edebilir
Kısacası:
İsterlerse bu tablo değişir.
Sessizlik mi, çözüm mü?
Bugün Yalova’da vatandaş şunu söylüyor:
“Biz neden daha fazla ödüyoruz?”
Bu sorunun cevabı teknik değil, aynı zamanda yönetsel.
Ve çözümü de mümkün.
Ya bu konu gündeme taşınacak, ya da Yalovalı her ay faturada bu adaletsizliği ödemeye devam edecek.
SON SÖZ
Kademeli tarife adil olabilir.
Ama Yalova için mevcut haliyle değil.
Bu tablo düzeltilmezse adı sistem değil, açık haksızlık olur.