Yalova’da yaşanan bir olay, Türkiye’de hukukun nasıl algılandığına dair yeni bir tartışmanın kapısını araladı.
Bir vatandaş, Meliha Akyol’a ait olduğu belirtilen aracın park yasağı bulunan bir alana park edildiğini gördü ve ihbar etti. Sonra da aracın başında yaklaşık 1 saat 45 dakika canlı yayın yaptı.
Buraya kadar olan kısım basit: Bir vatandaş gördüğü bir ihlali şikâyet ediyor. Üstelik bunu gizli saklı değil, açık açık yapıyor. Kamera karşısında, herkesin gözü önünde.
Ama sonra tuhaf bir şey oluyor.
O yayında trafik polislerinin yüzü göründüğü gerekçesiyle vatandaş hakkında TCK 136 kapsamında dava açılıyor. Suçlama ağır: “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak.”
Mahkeme karar veriyor: 2 yıl 1 ay hapis.
Daha da dikkat çekici olan ise sürecin hızı. Yerel mahkemede 45 gün içinde iki duruşma yapılıyor ve karar çıkıyor. Dosya istinafa gidiyor ve 39 gün içinde onanıyor.
Türkiye’de yıllarca süren davaları düşününce bu hız gerçekten dikkat çekici.
Bir başka ayrıntı daha var.
Ortada tek bir video var. Ama videoda iki trafik polisi göründüğü için mahkeme bunu zincirleme suç sayıyor. Yani tek görüntü, iki ayrı suç gibi değerlendiriliyor. Sonuç: Ceza 2 yılın üzerine çıkıyor.
Ve bugün gelinen noktada bu vatandaş yaklaşık 5 ay hapis yatmak zorunda.
Şimdi durup şu soruyu sormak gerekiyor:
Bir park ihlalini ihbar eden vatandaş mı suçlu, yoksa o ihlalin kendisi mi?
Bir başka soru daha:
Kamusal bir alanda yapılan bir ihlali görüntülemek suç mu?
Eğer bu soruların cevabı net değilse, ortada ciddi bir problem var demektir. Çünkü hukuk yalnızca kanun maddelerinden ibaret değildir. Hukuk aynı zamanda vicdanla ilgilidir.
Vatandaşın sosyal medyada yaptığı açıklama aslında meselenin özünü anlatıyor:
“Benim talebim basit: Adalet Türkiye’de sadece bir kelime olarak kalmasın.”
Bu cümle aslında tek bir kişinin değil, bugün bu ülkede pek çok insanın zihnindeki soruyu yansıtıyor.
Hukukun en temel amacı güçlü olanı korumak değildir. Tam tersine, güçlü karşısında zayıfı korumaktır.
Eğer bir vatandaş bir ihlali gördüğünde bunu söylemekten korkacak hale gelirse, o zaman mesele yalnızca bir park tartışması olmaktan çıkar.
O zaman mesele hukukun kendisi olur. Ve işte asıl soru tam burada başlar: Türkiye’de adalet gerçekten herkes için mi işliyor?