
CHP artık sadece bir kurultay tartışması yaşamıyor. Parti içindeki mücadele, açık şekilde bir “siyasi yol ayrımına” dönüşmüş durumda. Artık soru şu: Özgür Özel ve ekibi CHP içinde mi kalacak, yoksa yeni bir siyasi hareket mi doğacak?
Kulislerden gelen bilgiler, Ankara’da yapılan toplantılarda üç formülün ciddi şekilde tartışıldığını gösteriyor:
1- CHP’de kalıp mücadele etmek.
2- Yeni bir parti kurmak.
3- Seçime girme hakkı olan mevcut bir parti çatısı altında birleşmek.
Aslında üçüncü seçenek, diğer iki formülden daha gerçekçi görünüyor.
Çünkü Türkiye’de yeni parti kurmak artık geçmişte olduğu kadar kolay değil. Siyasi tarih bunun örnekleriyle dolu. Bir dönem Türkiye’nin en güçlü siyasi markalarından biri olan ANAP bugün siyasetin dipnotlarında bile zor hatırlanıyor. Büyük umutlarla kurulan Memleket Partisi ise kamuoyunda beklenen etkiyi oluşturamadı. Bunun dışında seçim öncesi kurulan onlarca siyasi yapı birkaç yıl içinde tabela partisine dönüştü.
Bugünün seçmeni artık sadece “yeni” olana heyecan duymuyor. Seçmen; güçlü teşkilata, ekonomik güce, saha organizasyonuna ve ittifak kapasitesine bakıyor.
Bu nedenle CHP’den kopacak bir hareketin sıfırdan yeni bir parti kurması ciddi risk taşır. İlk günlerde medyada büyük ses getirse bile kısa sürede dağılma ihtimali oldukça yüksek olur. Çünkü Türkiye’de merkez muhalefet zaten parçalı bir görüntü veriyor. Yeni bir yapı, muhalefeti daha da bölebilir.
Tam da bu noktada İYİ Parti formülü daha mantıklı hale geliyor.
İYİ Parti hâlihazırda seçime girme hakkı olan, teşkilatı bulunan ve merkez siyasette kendine alan açmaya çalışan bir yapı. CHP içindeki Özgür Özel çizgisine yakın isimlerin burada birleşmesi; buna Zafer Partisi ve Yeniden Refah gibi farklı tabanlara hitap eden partilerin de belirli ölçüde dahil olması, yeni bir merkez blok oluşturabilir.
Elbette ideolojik farklar büyük. Ancak siyaset bazen matematik işidir. Türkiye’de artık yüzde 50 artı 1 hesabı yapılmaktadır. Bunun yolu da küçük küçük partiler kurup oyları bölmek değil, ortak zeminde buluşabilmektir.
Bu tartışmaların merkezindeki isimlerden biri de Ekrem İmamoğlu. CHP tabanının önemli bir kısmı İmamoğlu’nun erken şekilde “cumhurbaşkanı adayı” gibi lanse edilmesini stratejik hata olarak görüyor. Bir kesim bunu doğru bulurken, özellikle merkez sağ seçmene ulaşılması gerektiğini düşünen geniş bir kitle bunun erken ve yanlış bir hamle olduğu görüşünde.
Çünkü bugün Türkiye’de seçim kazanmanın yolu sadece CHP tabanını konsolide etmekten geçmiyor. Merkez sağ seçmeni, milliyetçi seçmeni ve kararsızları da ikna etmek gerekiyor. İşte tam bu nedenle muhalefet içinde farklı bir isim daha güçlü şekilde konuşuluyor: Mansur Yavaş.
Özellikle İYİ Parti tabanına yakın seçmenlerin, merkez sağ kökenli vatandaşların ve milliyetçi seçmenin görmek istediği adayın Mansur Yavaş olduğu yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda. Sessiz dili, polemiklerden uzak duruşu ve toplumun farklı kesimlerinden oy alabilme kapasitesi nedeniyle Yavaş’ın daha geniş bir ittifakın ortak adayı olabileceği konuşuluyor.
Eğer CHP merkezli yeni bir siyasi oluşum gerçekten İYİ Parti ekseninde geniş tabanlı bir birliktelik kurmayı hedefliyorsa, bunun sadece seçim ittifakıyla sınırlı kalmaması gerekir. Bu yapının ortak mutabakat metni de olmalıdır.
Ve o mutabakatın en önemli maddelerinden biri parlamenter sisteme dönüş olmalıdır.
Çünkü bugün muhalefetin ortaklaştığı en önemli başlıklardan biri güçlendirilmiş parlamenter sistemdir. Eğer merkez sağ, milliyetçi ve sosyal demokrat seçmeni aynı çatı altında buluşturacak yeni bir yapı kurulacaksa; kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, Meclis’in güçlendirilmesi ve parlamenter sisteme geçiş temel hedef olarak ilan edilmelidir.
Aksi halde kurulacak yapı sadece “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden şekillenen geçici bir seçim ittifakı görüntüsü verir. Kalıcı siyasi başarı için sistem önerisi sunmak şarttır.
Özgür Özel’in “Atatürk’ün partisini bırakmayacağız” açıklaması şimdilik parti içinde kalma mesajı olarak okunabilir. Ancak Ankara kulislerinde konuşulanlar bunun tersini işaret ediyor. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun tavrı belirleyici olacak. İmamoğlu’nun önce parti içinde haklılık zemini oluşturup ardından farklı bir siyasi hamle planladığı iddiaları dikkat çekiyor.
Diğer tarafta Kemal Kılıçdaroğlu ise “CHP’nin arınması” söylemiyle yeni bir mücadele başlatıyor. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerinden parti içinde sert bir tasfiye süreci mesajı veriyor. Bu da CHP’de gerilimin daha da büyüyeceğini gösteriyor.
Asıl kritik nokta ise şu:
CHP’de yaşanan bu iç savaş en çok hangi partiye yarıyor?
Çünkü muhalefet kendi içinde parçalanırken seçmen güven kaybediyor. Sürekli kriz üreten bir yapı görüntüsü ortaya çıkıyor. Bu nedenle kamuoyunda artık “yeni parti mi?” sorusundan önce “birleşik muhalefet mümkün mü?” sorusu öne çıkıyor.
İşte bu yüzden bugün yapılması gereken ilk iş, duygusal kararlar değil; kapsamlı kamuoyu araştırmalarıdır. Toplum yeni bir parti mi istiyor, yoksa mevcut partiler altında birleşmiş güçlü bir muhalefet mi görmek istiyor?
Eğer bu araştırmalar yapılmadan hareket edilirse, kurulacak yeni partilerin büyük bölümü birkaç seçim sonra tabela partisi olmaktan öteye geçemeyecektir.
CHP’de artık mesele yalnızca genel başkanlık yarışı değildir. Mesele, Türkiye muhalefetinin tamamen yeniden şekillenmesidir.