Ayşe AYDEMİR
Email : info@yalovaninsesi.com


BAŞBAKANIMA ULAŞAMAMA DANSI !

 

Bu yeni bir dans adı olabilir.

2010 yılı ve sonrasında çok moda bir dans olacaktır. Artık bundan sonra hiç kimse “Başbakana ulaşamazsın  dansı “ kavramını bilmiyorum diyemez. Çünkü, koşullar bu güzel ülkede, her gün başbakana ulaşmayı daha da zorlaştıracağını gösteriyor. O eski sekiz yılı artık nostalji olarak hayal ediniz. Ama bunu öğrenince çok heyecanlı olduğunu siz de göreceksiniz. Ben denedim yaşadım öğrendim ve çok heyecanlandım !

22 Temmuz 2010 benim için mübarek bir gecedir, Cuma gecesiydi. Başbakanım Yalova il sınırlarına gelecekti. Sabah saat 10.30 gibi Marina da mitinge katılıp, o mübarek yüzü görme şerefine nail olacaktık. Perşembe gecesinden hazırdım. Yarın mitingden sonra, nerede Cuma namazı kılacak çok merak ettim. Bütün camileri akşamdan dolaştım. O mübarek adamın namaz kıldığı cami benim için daha kutsal olacaktı. Hangi camide namaz kılacaksa, o cami kapısını bekleyecek ( dilenmek için değil ) o mübarek munis yüzü yakından görüp heyecanlanacak titreyip kendime gelecektim. O da beni fark ederse, elimdeki pembe çiçekleri ve hayırsız dosyalarımı, başbakanımın eline sunacaktım. Nihayet hangi camide namaz kılacağını öğrenmiştim. Arkadaşlarımla yer tespiti ve keşfi yapıp, gecenin saat 02.00 sine kadar o yerdeki alacağım en zararsız noktayı buldum.. Yalova merkezde değil, Çiftlikköy ilçesindeki yeni büyük camide namaz kılacağını, çok keskin istihbaratımla öğrendim. Gittim gördüm, dört bir taraf yıkanmış, çevredeki tüm araçlar uzaklara park ettirilmiş, yollar ve cami yıkanmış ve yol kenarlarına beyaz-kırmızı güvenlik alanı şeritleri çekilmişti. Bu bilgiye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyordum !

Mitinge baktım hava  çok sıcak, ortam çok kalabalıktı. Baktığım yüzlerin hiç biri tanıdık değillerdi. Pek çok uyanık AKP’ li de gelirken şemsiye almışlar, adeta yüzlerini örtüyor gibiydiler. Ama biliyorum ki, o akıllı AKP’ liler, yüzlerini benden gizlemek için değil, tepelerine dikilen 40 derecelik sıcaktan bayılmamak için o şemsiyeleri almışlardı. Bunu anlaşılır buldum. Orada başbakanımı göremeyeceğime kanaat getirip, yerimi derhal ( kimsenin bilmediği, tek istihbaratçılarla benim bildiğimi sandığım ) Çiftlikköy Camisinde soluğu almıştım. Dün geceden tespit ettiğim yerimi gidip bulup yerleştim. Arkadaşlarıma tel açıp hepsini yanıma çağırmaya teşebbüs ettim. Tellerimin çalışmadığını hayretle gördüm. Kimi arasam karşıma ( duut duuut duuut ) diyen çok garip bir sesle ve ( bağlantı hatası ) yazan ileti ile karşılaşıyordum. Beni uyarmıştı istihbaratçılar. Her tarafta yarın ”cemmır aletleri “ devrede olur kimseye ulaşamazsın diye. Meğer haklıymışlar. Ben şuradayım siz de buraya gelin demek için kimi aradımsa hiç kimseye ulaşamadım. Belli ki” cemmır aletleri “ devredeydiler.Masumca, bu sonuca katlandım. Siper aldığım noktadan, sabırla yüce başbakanımın bu Cuma namazı görevini edası için geleceği noktada bekledim.

Uzaktan gelen, namaz için camiye yönelen her kalabalığa umutla bakıp ayağa kalktım. Aralarındaki en uzun boylu, sol omuzu yana en eğik, salına salına afili afili hangi adam geliyorsa “ aha bu benim yüce başbakanım “ deyip, temaşaya durup, eteğimi yakamı düzeltip, saçlarımı nizamlayıp, yüzümdeki ifadeyi yumuşatıp, elimdeki dosyalarıma sarılıp ayağa kalkıyordum. Gözlerim kırpış kırpıştı, heyecanlıydım başbakanımı yakından ve Cuma namazına gelirken göreceğim elimdeki evrak tomarlarını ve çiçeğimi vereceğim diye. O uzaktan görüp başbakanıma benzettiğim efe, yakınlaştıkça, benim başbakanım olmadığını anlıyor hayal kırıklığı yaşıyordum. Hayret, yürüyüşü başbakanıma çok benziyordu ! Hatta önümden geçip, camiye doğru yönelince, arkadan bakınca, tepesindeki gördüğüm “saç açılması”  bile aynen benim başbakanıma benziyordu ama o adam benim başbakanım değildi… ! Her gelen kalabalıktaki en “efece yürüyen “  sol omuzu aşağıya doğru en sarkık, yüzü en şefkatli görünen kişileri resmen başbakanıma benzetiyordum. Oysa hayal görüyordum. Namaz rekaatleri bitmek üzereyken ayılıp kendime geldim. Benim başbakanım çok kurnazdır çok akıllıdır, kesin beni şaşırtıp bir başka camide namaza gitmiştir diye düşündüm. Fırladım, yola, çıktım. Yalova sokaklarına, o cami senin bu cami benim koş oraya koş buraya, başbakanıma benzeyen herkesin yolunu kesip, yüzüne daha dikkatle bakmaya başlamıştım. Yok yok yok, başbakanımın izini kaybetmiştim. Olsa olsa, AKSA A.Ş nin tesislerine gidip, oradaki AKKÖKLER grubunu dinleyebilirdi. Galiba en akıllıcası, gidip AKSA A.Ş nin kapısını beklemektir diye düşündüm. Yine arkadaşlarımı aradım, yine karşıma “ duuuut duuuut duuuut “ sesi ve yine telefonuma “ bu bir bağlantı hatasıdır “ diyen iletilerle karşılaşıyordum . Tamam anladım, yine “ cemmır aletleri “ devredeydiler.

Huşu ile AKSA elyaf fabrikasının yolunu tuttum. Ana yola çıktığımda, her 100 metrelik mesafede bir asker bir polis nöbetteydiler. Bunu anlaşılır buldum. Çünkü başbakanımın hayatı çok önemliydi ! Bu vatanın bölünmez ve parçalanmaz bütünlüğünü savunan her yetkili, mutlaka benim başbakanımın “ bölünmez - parçalanmaz bedeninin de “ bekçisi olmak zorundaydılar ! Vatanımın parçalanmaz ve bölünmez bütünlüğü kavramı ne kadar önemliyse, ne denli kutsal ise,  başbakanımın da “ tek parça olarak hayatta-iktidarda  ve ayakta olması “    da o kadar önemli ve kutsaldı ! Bunu ben anlamazsam başka kimler anlayabilirdi ?

AKSA A.Ş nin tam önündeki üst geçidin karşı ayakları önünde durdum. Park edip, arkadaşlarımı aramak istedim. Yine cemmırlar devredeydiler. Yine arkadaşlarıma ulaşamadım. Bu sırada, üst geçidi turlayan jandarmalar aşağı inip beni uyardılar. “ Lütfen buradan uzaklaşınız, başbakanımızın güvenliği bunu gerektiriyor “ diye beni kovdular. Bu defa, yolum uzadı, Topçular iskelesine kadar gidip U dönüşü yapıp, geri döndüm. AKSA fabrikası önündeki polis ve jandarma ekiplerinin araçlarını görünce “ aha en güvenli yer burası “ deyip aracımı onların boş arabalarının yanına park ettim. Dosyalarımı ve pembe çiçeğimi elime alıp, fabrika önündeki ekiplerin yanına doğru yürüdüm. Çiçeğim, benden önde gidiyordu, bir an önce yüce başbakanıma ulaşmaya can atıyordu. Çiçeğimi gören güvenlik ekipleri, yolumu kestiler “ bu nedir bu, bunu nereye götürüyorsun dön geri “ diyen bir görevliye “ ben bu çiçeği ve bu dosyalarımı başbakanıma ulaştırmak istiyorum bana lütfen yardım ediniz ” dedim. Elimdeki çiçeğime ürkerek ve tedirgin baktılar. “ Ya bu çiçek değil de başbakanımızın hayatına kasteden bir bomba paketiyse ? “ deyip elimdeki çiçeği, geri itelediler. Kimliğimi çıkardım kendimi tanıtıp “ ben bu çiçeği ve elimdeki şu dosyalarımı başbakanıma vermek istiyorum lütfen bana yardım ediniz “ diye yalvarmaya başladım. Hemen hepsi de bana, elimdeki çiçeğime ve koynumdaki dosyalarıma şüpheyle bakıyorlardı . Onların gözlerinden okudum ki, başbakanımın korunmaya çok ama çok ihtiyacı vardı, ben onlar için çok büyük bir tehlike olabilirdim, benim gibi bir tehlikeyi gözden kaçırırlarsa, bu da başbakanımın hayatına mal olabilirdi… ! Ben çok tehlikeli olabilirdim başbakanımın hayatına bile kastedebilirdim !

 BEN BİR CANİ YA DA KATİL OLABİLİRDİM !

Onların bu telaşını anlaşılır buldum. Diller dökmeye başladım. Bu sırada, ortaya çıkan krize kulak veren bir polis arkadaş, devreye girip “ ben Av.Ayşe hanımı adliyeden tanıyorum, ondan kimseye zarar gelmez, olsa olsa AKSA A.Ş den şikayeti vardır, elindeki dosyalar da AKSA A.Ş termik santrali şirketine ait olabilir, ben ona güveniyorum, ona yardım etmek isterdim ama başbakanımızın ekipleri şurada ileride olmalı, oraya götürelim, elindeki çiçeğini ve dosyalarını o ekibe iletsin “ deyince, sevindim. Bu defa ortam yumuşamıştı. Şimdi herkes bana yardım etmek istiyordu.Başbakanımın özel güvenlik  ( security ) ekibine ulaşmak üzere arabama bindim.  Ama bu defa devreye yakışıklı bir AKSA güvenlik elemanı girdi. Asla benim, gösterilen, başbakanımın güvenlik ekiplerinin olduğu alana geçmeme izin vermiyordu. En fazla yüz metre ileride, başbakanın ÖZEL GÜVENLİK EKİPLERİNİN  beklediği noktaya girmeme izin vermiyordu. Arabayı o yöne sürdüm, o yakışıklı, kendini aracımın önüne attı. “Nasıl kıyarım öyle yakışıklı bir güvenlik görevlisine…? “ Allahım bana yardım et !” diye dualar ediyordum. Ezip geçemem, kuş olup uçamam, ama ulaşabileceğim özel güvenlik ekibiyle önümde en fazla yüz metre mesafe vardı ve ben oraya ulaştırılamıyordum ! Bir karar noktasındaydım. Ya bu yakışıklı güvenlik elemanı ezip o noktaya geçecektim, elimdeki dosyaları ve pembe çiçeklerimi başbakanın özel güvenlik ekibine ulaştıracaktım. Ya da hiç kimseye sorun olmadan buradan uzaklaşacaktım ! Ben onlarla cebelleşirken, yanıma, benim telden ulaşmaya çalıştığım arkadaşlarım geldiler. Ellerinde YALOVADA TERMİK SANTRALE HAYIR diyen bir pankart vardı. Arabadan indim, oradakilerden yardım istedim. Hiç değilse, bu arkadaşlarla ve elimdeki YALOVADA TERMİK SANTRALE HAYIR diyen şu pankart ile bir resmimizi çekiniz diye yalvardım. Güvenlik görevlileri bana yardım etmek istiyorlardı ama aksanın Zübük güvenlik elemanı hepsinden baskın çıkıyor “ ASLA BUNA İZİN VERMEM BU RESMİ BURADA HİÇ KİMSE ÇEKEMEZ “ diye, oradaki devletin tüm güvenlik görevlilerinin önüne çıkıp herkesi etkisiz hale getiriyordu !

Bu güvenlik görevlisi  karşıma tam bir ZÜBÜK örneği sergiliyor, kendini o anda herkesten önemli herkesten akıllı ve herkesten fedakar gösteriyordu ! Bu  kardeşimin çabasını da anlaşılır buluyordum. O da canı pahasına, kendisini, devletin güvenlik görevlilerinden daha önemli daha üstün ve daha güçlü göstermek istiyordu. Ama bir türlü benim ne istediğimi anlamak için bir damla olsun çaba göstermiyordu. “ Burada bu pankartla bu resmi çekerseniz, başbakanım çok ama çok rahatsız olur ! “ diyerek aklınca, o fabrikayı, başbakanın fabrikası gibi gösterip, bu resmin çekilmesine en çok başbakanın kızacağını anlatmaya çalışıyordu ! O Zübük kardeşimin, fedakarlık çabası  göstermesini de anlaşılır buldum ! Pankartı indirdik, elimizdeki çiçekleri, oradaki güvenlik görevlisine sunduk ve o fabrikanın kapısından uzaklaştık, ilerideki KURU MEŞE çay bahçesinde oturup soluklandık. Saat 18.00 oldu, halen yola çıkan yoktu. Başbakanımız ya burada yatacak ya da helikopterle veya aksa kayığıyla bu bölgeden uzaklaşacaktı ! Tüm güvenlik görevlileri, araçlarıyla uzaklaşınca, biz de o fabrika önünden uzaklaştık ! Başbakanla buluşamama dansımız böyle bitti !

Demek ki bu fabrikada başbakanımız ortakmış !. Demek ki başbakanımıza ulaşmaya boşuna çaba sar fetmişiz. Demek ki 17 Ağustos 1999 Marmara depremi sırasında bizleri zehirleyen siyanür buharı yüzünden bize hayatı zehir eden, enkaz altındaki canlarımızı ölüme terk etmemize sebep olan, bu fabrikanın ortağı başbakanımızmış !. Demek ki, açtığımız davalarda, karşımızdaki güç,” İSRAİLLİ AKKÖKLER GRUBUNUN BAŞBAKANIMIZ DA ORTAĞIYMIŞ “ demek ki biz birer hiçmişiz, demek ki AİHM den kazandığımız davalarda, kazandığımız tazminatların asıl sorumlusu bu iktidar hükümetiymiş, demek ki halkın kasasından ödenecek bu tazminatları, başbakanımız bilerek devlete yüklüyormuş! Demek ki eski Yalova AKP il başkanı Reşat Sözen, bilerek buraya ortak olmuş ve başbakanımızın da bundan haberi varmış !Demek ki burada , AKSA demek, AKP demekmiş !

23 temmuz 2010 Cuma günü, biz her tür dansı yaptık, başbakanımıza ulaşamadık. Ama çok şey öğrendik. Bu AKSA demek meğerse Yalova’da AKP demekmiş ! Yalova eski il başkanı Reşat Sözen bizim başbakanımızı buraya demek ki bilerek ortak etmiş. Demek ki 12 Eylül darbecilerinden Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Yalova’ya her geldiğinde, özel jipiyle, bu şirketi bu yüzden ziyaret ediyormuş ! Tam da bu günleri düşünmüşler ! Oysa biz bu bilinenlerin hepsinin yalan olmasını diliyorduk ! Ey halkım, Tahsin Şahinkaya  (12 Eylül Darbecilerindedir ) bu şirkete arka çıkan biridir,  ve BAŞBAKANIM BU ŞİRKETE ORTAKTIR ! Artık bundan şüphemiz kalmamıştır !

Akşam eve yorgun ter içinde gelip, TV leri açıp ana haber bültenlerini dinleyince daha iyi  anladım, başbakanımın benden   korkusunu ! 192 Ordu mensubunun BAYLOZ planı yüzünden “hepsinin tutuklanma kararı” nedeniyle başbakanım kendisini tehdit altında hissediyordu ! Akçeli işler tehlikelidir. Bulaşması kolay, sıyrılması zordur ! Üstelik sen bilirsin suçlarını, başkası bilmese bile sen tedbirini al derler ! Yüzlerce Kemalist ordu mensubunun içeri tıkılmasına karar verenlerin, benim elimdeki dosyalardan ve pembe çiçeklerimden korkmasını artık yine  anlaşılır buldum !

Başbakanım, AKSA A,Ş ve darbeci Org.Tahsin Şahinkaya, ortakmış… İnandım, korktum ve iman ettim ! Taktir sizin ey arkadaşlarım !

 

 


239 defa okundu.
Yorum Ekle
Yazıcıya Yolla
Arkadaşına Gönder
Word Olarak Kaydet
28.07.2010


  ANKA_31.07.2010 08:10:09 
 Ayşe hanım, iyi ki de başbakana ulaşamamışsın. Yoksa, aksa termik santralini başbakana en doğru sen anlatırdın. Birilerinin planı iyici ters teperdi. Burdaki o gün asıl amaç., aksa termik santraline başbakanı ortak göstermektir. Birinin sana ve başbakana bunu iyice anlatması lazım. Bence seni bilerek atlattılar. Birileri de bilerek başbakanımızı bu termik santrale alet ettiler. BİRİ BUNU HEM SANA HEM BAŞ BAKANIMIZA ANLATMALIDIR ! Sen uzak tutuldun bu ayrıntıyı gözden kaçırdın. Başbakanımız da kandırıldı o termik santrale alet edildi. Başbakanlar bile kandırılabiliyor bu ülkede bilmezmisin !!! 
  Zerrin Çapa30.07.2010 16:10:57 
 Şu yazdıklarınız sayın hanımefendi sizi tatmin ediyor mu? Bir okuyucu olarak okurken inanın yüzümden gülümseme eksik olmuyor. İnşaallah birgün olur sevgili Başbakanınız la, bir gün olur Sayın Cumhurbaşkanınız la beraber olur resimde çektirirsiniz. İşiniz, gücünüz resim-medya kısacası;Şov, şov ve yine şov.