“Güven, itinayla dizilmiş inci kolye gibidir; bir koparsa hepsi bir tarafa dağılır, toplayıp tekrar dizmeye kalksak ta eskisi gibi asla muntazam olamaz”.
Soran sorgulayan ve cevaplarını bulan insanlar yetiştirdiğimiz gün her şey yoluna girecektir. Ben bazı sorular hazırladım.Hazırladığım soruları kendim araştırarak cevaplandırmaya çalıştım.Araştırma yaparken de birilerinin emir eri olmak yerine farklı farklı kişi ve kaynaklar inceledim.Öncelikle mutlak inanacağım güç ne olmalı dedim.Yaradılışın hikmeti. Bu kadar bilinmeyenlerin dolu olduğu alemin sahibi olmalıdır diye düşündüm. Canlıların ,cansızları ve her şeyin yaratıcısı.Cevabı ALLAH.Kaynak olarak Kuranı Kerimi buldum ve onu defalarca içime sindirerek,anlayacağım dil ile okudum.Allahın emirleri dururken yine Allahın kulu olan hiçbir özelliği olmayan insanlara inanmamayı öğrendim.Yani TÜRKÇE okudum.Türk gibi düşündüm.İlahiyatçıları dinledim.Neden ilahiyatçılar derseniz .Çünkü hepimiz çocuklarımızı çok okutup iş güç sahibi yapmak için uğraşıyoruz.Yani ne kadar çok okurlarsa o kadar kazançlı olacaklarını biliyoruz.O sebepten çok okuyup bilgi denizinden yüklenenlerin sözlerine biraz ağırlık veriyorum her zaman.Allaha inanmak ve dediklerini yapmak için, şekil değil de iman ve inanç olması gerektiğine öğrendim.İmanın şekli yönünü zaten Peygamberimiz Cebrail aracılığıyla göstermiş.O sebepten şekil yerine imanın kalpten gelmesi gerektiğine inandım.Yaratılmışlığın hikmetini yavaş yavaş anlamaya başladım.Aracısız inanıp yaşanması gerektiği ortaya çıktı.İnsan olarak neler yapmam gerektiğini sordum kendime.
Vatandaş insan,baba insan,anne insan,çalışan insan,amir insan,memur insan,devlet adamı insan olarak değişik şekil ve biçimlere koydum kendimi.İyi bir vatandaş olmanın gerekliliğini ve sorumluluklarını araştırdım.Seçme seçilme hak ve hukukum olduğu ortaya çıktı.Kimi seçmeliyim.Seçerken nelere dikkat etmeliyim.Küçücük menfaattim için herkesi sıkıntıya sokacak şekil de tercihte bulunursam,kul hakkı yemiş olur muyum.Komşusu açken tok yatan bizden değildir anlayışı ile tok yatmanın mesuliyetini öğrendim.İnsanları kandırmak için yada yanlış bilgi vermek için aldatmanın,kandırmanın çok büyük günah olduğunu,cemiyet içinde de çok ayıp olduğunu öğrendim.Allah ile aldatmanın olmaması gerektiğini öğrendim.Seçilirsem kime ve nasıl hizmet etmeliyim.İyi bir vatandaşın aynı zamanda iyi bir insan olduğu ortaya çıktı.Milleti idare etmenin aslında çok kolay olduğunu ama bunun da niyete bağlı olduğunu öğrendim.Yönetici olmanın ateşten gömlek olduğunu öğrendim.Kendi çocuğumun çıkarından önce diğer vatandaşların çocuklarının ihtiyaçlarının düşünülmesi gerektiğini öğrendim.Çiftçinin bu ülke için çalıştığını,işçinin bu ülke için çalıştığını,memurun bu ülke için çalıştığını öğrendim.Bunları iyi idare edemeyen yöneticiler yüzünden kargaşanın çıktığını gördüm.Üniversite öğrencilerine istidam alanı açacak olanların devleti idare edenlerin görevleri arasında olduğunu öğrendim.Devletin iç ve dış güvenliğini sağlayacak olan ordunun,ordu mensuplarının Anadolu insanlarından olduğunu öğrendim.Görevlerini tam yapamayan devlet çalışanlarının yüz kızartıcı suç işleyenlerden olmaması gerektiğini öğrendim.Devlet adına millet için çalışanların tertemiz insanlardan oluşması gerektiğini öğrendim.Sizde bu konular hakkında kendinize sorular sorup cevaplarını bulursanız o zaman Türkiye rahata huzura kavuşacaktır.İnsan olarak bizlerde mutlu olacağız.Hep beraber.Çünkü kısmi mutluluk olmaz.Azınlık mutluluğu olmaz.Olur diyen varsa dünyanın gidişatı ortada. Güçlü azınlığın,güçsüz çoğunluğa tahakkümü. Adı da demokrasi.Bu soruyu herkes kendisine sorup cevabını bulsun.
Dostlar bu vatan zor kazanıldı. Bu coğrafyada durmak hayatını idame ettirmek bir millet için çok zordur.Zor dur çünkü ANADOLU Medeniyetler müzesidir.Ya canlı kalacaksın.Yada Müzelerde yaşayacaksın.Zoru başarmak keyiflidir.Zor kolay kazanılmaz.Çünkü zordur,zoru başarmak keyiflidir.1. Dünya harbini kazandık.Demek ki TÜRK milleti zoru başarabiliyor.
Haydi eğitim gönül seferberliğine.Kaliteli birey,kaliteli toplum,kaliteli devlet,kaliteli dünya.Bunu biz TÜRKLER başaracağız.Günümüzün bir saatini sorulara ve bulacağımız cevaplara ayırırsak kendimizi kurtardığımız gibi vatanımızı,vatandaşlarımızı,geleceğimizi de kurtaracağız.Bu söylediklerimin benden daha çok herkesin kendisine faydası dokunacaktır kanaatindeyim.Yol yakinken çareyi bulalım ve uygulayalım dostlar.
Size bugün bildiğiniz bir kıssayı yazacağım.İyi ve sağlıklı düşünceler…,
Kavak Ağacı ile Kabak:Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
-On yılda, demiş kavak.
-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.
En iyi Buğday:Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.
“Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur”.Mustafa Kemal
Depremde hayatlarını kaybedenlere Allahtan rahmet,geride kalanlara düşünce dilerim.Sağlam yapılı evler yıkılmaz,sağlam temeller üzerine inşa edilen ülke ve insanları da yıkılmaz.Yıkılmayacak TÜRK milleti ve TÜRKİYE için… |